YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/66843
KARAR NO : 2013/9770
KARAR TARİHİ : 27.05.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurundurumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın, SGK’dan dul aylığı alan annesi … …’in 10.09.1998 tarihinde ölmesine rağmen 01.11.1998 ila 30.04.2006 tarihleri arasında hesabına yatan 33.110 TL ana para ve faizleri ile birlikte 72.730.93 TL tutarındaki dul aylığının daha önceden noterde düzenlenen vekaletname ile vekili sıfatı ile haksız olarak almak sureti ile kurumu zarara uğrattığı şeklinde gerçekleşen eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili, o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1)Sanığın katılan kurumun tüm zararını karşıladığına yönelik savunması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenebilmesi bakımından katılan kuruma sanık tarafından kendilerine tüm ödemenin yapılıp yapılmadığı sorularak, ödeme varsa, sanığın etkin pişmanlık gösterip göstermediğinin de değerlendirilerek, sonucuna göre 5377 sayılı Kanun ile değişik 5237 Sayılı TCK’nın 168/2 maddesinin uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,
2)Sanık tarafından, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün birden fazla ihlal edilerek, 30.04.2006 tarihine kadar annesinin maaşını çektiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini,
3)1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.maddesinin 5.fıkrası uyarınca, kendisini vekille temsil ettiren katılan kurum lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili, o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.