YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67785
KARAR NO : 2013/11286
KARAR TARİHİ : 17.06.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanık … ’ın, maliki olduğu arazi hissesi üzerinde faizler hariç olmak üzere, Beyoğlu İcra Müdürlüğü tarafından 30000 TL ve İstanbul İcra Müdürlüğü tarafından 6793,731 TL alacak sebebiyle haciz işlemleri yapıldığından taşınmazını satamadığı, bu nedenle emlak alım satımı yapan şikayetçi …’in işyerine giderek kendisine ait araziyi satmak istediğini, herhangi bir problemi bulunmadığını söyleyerek, üzerinde haciz olduğuna dair kayıt bulunmayan tapunun fotokopisini verdiği, onun da müşteri olarak şikayetçi …’ı bulduğu, alıcı ile sanığın 30000 TL’ye anlaştığı, tapu dairesindeki işlerin gecikmesi üzerine, sanığın şikayetçilere Şile’ye bir daha gelemeyeceğini, ancak vekaletname verebileceğini belirtmesi üzerine şikayetçilerin durumu kabullenmelerini sağlayarak notere gittikleri, sanığın, taşınmazın devrini şikayetçi …’a yapması için …’e vekaletname verdiği ve 30000 TL’yi …’dan alarak ortalıktan kaybolduğu, şikayetçilerin ertesi gün tapuya gittiklerinde arazinin üzerinde
bedelinin çok üstündeki miktarda haciz olduğunu öğrendiklerinde ödedikleri parayı geri almak için aradıklarında sanığı bulamadıkları anlaşıldığından, eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın kendisine ait hacizli taşınmazı satmak istemesi şeklindeki eyleminde olayın mağdurunun alıcı konumundaki … olduğu, …’in ise, işi gereğince sanık ile diğer şikayetçi arasında aracılık yaptığı anlaşıldığından, somut olayda aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiğinden söz edilemeyeceğinden, koşulları bulunmadığı halde TCK’nın 43. maddesinde yer alan zincirleme suç hükümlerinin uygulanması,
2-TCK’nın 157. maddesi uyarınca 125 gün karşılığı olarak belirlenen adli para cezasının, aynı kanunun 52. maddesi gereğince 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından TCK’nın 43. maddesine ilişkin uygulamanın tamamen çıkarılması ile aleyhe temyiz bulunmaması da gözetilerek “TCK’nın 52. maddesi uyarınca verilen 100 gün adli para cezasının 20,00 TL ‘den çevrilmek üzere sonuç olarak 2000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.06.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanığın, aşamalardaki savunmalarında emlak komisyoncusu olan şikayetçi …’e taşınmazın üzerinde haciz olduğunu bildiğini, buna rağmen müşteri bulduğunu beyan ettiği, şikayetçi …’in tapu dairesinde görevli tanık …’ye taşınmazın üzerinde herhangi bir sınırlandırma olup olmadığını sorduğunda tanığın kendisine problemsiz bir arazi olduğunu söylediği yönündeki beyanlarının tanık tarafından doğrulanmaması nedeniyle iddiasının gerçeği
yansıtmadığı hususları dikkate alındığında, getirtilen tapu kaydına göre taşınmaz üzerinde haciz olduğunun açıkça anlaşıldığı, şikayetçilerin tapu kayıtlarının aleni olmasından dolayı basit bir araştırmayla gerek tapu dairesine giderek gerekse internet üzerinden E devlet kayıtlarıyla bulunduğu bilgisayar ve internet ortamından kendilerine gösterilen taşınmaz üzerinde haciz olduğunu tespit edebilecek konumda bulunmaları nedeniyle denetim olanaklarının ortadan kalkmadığı ve gizlenen durumun hile boyutuna ulaşmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığının hukuki nitelikte olduğu bu nedenle dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği anlaşıldığından beraat kararı verilmesi gerektiği kanaatiyle, mahkumiyet kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 17.06.2013