Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/11944 E. 2013/14235 K. 26.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/11944
KARAR NO : 2013/14235
KARAR TARİHİ : 26.09.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Gerekçeli ve kısa kararlarda, “Dolandırıcılık” suçundan yapılan uygulama sırasında, uygulama maddesinin TCK’nın 157/1. maddesi yerine 127/1. maddesi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasın yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanıkların kömür ticareti ile uğraşan katılanın dükkanına giderek kömür alımı için anlaştıkları, gerekli ücretin kömürün sanıkların evinin önüne dökülünce ödeneceğini kararlaştırdıkları, katılanın kömürü yanında çalışan tanık …’nin sevk ve idaresinde bulunan kamyonla sanıkların belirttiği adrese gönderdiği, ancak kömür dökülmesini istedikleri yere gelince sanıkların kararlaştırılan parayı vermeyerek tanık …’ya tehdit ve hakaretlerde bulunarak kömürü rızası dışında aldıkları, daha
sonra parasını almak için sanıkların ikametgahına giden katılan ve tanığa yine tehdit ve hakaretlerde bulunarak gerekli ödemeyi yapmadıklarının iddia edildiği olayda, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna dair mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiş ve eylemin tamamlanmasından sonra tehdit içeren sözlerin söylendiğinin anlaşılması karşısında tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, her iki suçtan kurulan hükümlerden 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.