YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12616
KARAR NO : 2014/4890
KARAR TARİHİ : 17.03.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanıklardan …’un, katılandan almış olduğu zeytinlere karşılık olarak, … adına yazılmış Türkiye … Bankası …Bulvarı şubesine ait 05.03.2006 keşide tarihli, 5.400,00 TL meblağlı hamiline yazılı çeki kendisini … olarak tanıtıp ciro ettikten sonra katılana verdiği, katılan tarafından bankaya ibrazında sahte olduğunun anlaşıldığı, sanık hakkında benzer suçlardan ve bu suçtan yakalama kararı çıkartılıp aranması nedeniyle ortak çalıştığı diğer sanık …’nun katılan …’ı arayarak aradaki sorunu halletmeyi teklif ettiği, daha sonra bu doğrultuda tanık …’in de yanında zarfa koyduğu …Bankası … şubesine ait kendi adına kesilen 30.11.2007 keşide tarihli 5.400,00 TL meblağlı çeki kargo yoluyla katılana gönderdiği, bunun üzerine katılanın … hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği, sanık …’in ise, daha sonradan çekin rızası dışından elinden çıktığını belirterek bankaya ödemeden men talimatında bulunduğu, hukuk mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda keşideci imzasının sanığa ait olmadığının anlaşılması nedeniyle katılan tarafından başlatılan takibin durdurulduğu, bu şekilde sanıkların dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına yönelik incelemede;
Sanığın, 05.05.2009 tarihli karara karşı eski hale getirme ve temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olması karşısında, Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin temyiz talebinin reddine ilişkin verdiği 25.08.2010 tarihli ek kararın hukuki değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan temyiz incelemesinde;
Sanığın yokluğunda verilen hükmün kendisine 25.07.2009 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmasına rağmen, yasal süresi geçtikten sonra yapmış olduğu 03.08.2010 tarihli temyiz ve eski hale getirme taleplerinin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık … hakkında 30.11.2007 keşide tarihli çek nedeniyle katılana …’e yönelik olarak dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmasına rağmen, temyiz istemi reddedilen …’a isnat olunan suç tarihinin 2006 yılı olduğu, bu durumda sanıklar hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği söylenebilirse de; gerekçe bölümünde sanıklara isnat edilen suçların tarihinin farklı olduğunun açık bir şekilde anlatıldığı, yargılamanın da iki ayrı çeke ilişkin yapıldığının dosyadan tereddüde yer vermeyecek bir şekilde anlaşıldığı, hüküm fıkrasına suç tarihinin 2006 yazılmasının maddi hatadan kaynaklandığı, bu nedenle iddianamenin dışına çıkılmasından söz edilemeyeceği hususları gözetilerek, bu yönden bozma talep eden tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı Kanun’da, 765 sayılı Kanun’dan farklı olarak “gün para cezası” sisteminin kabul edilmesine bağlı olarak nispi para cezasına yer verilmediğinden, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken, TCK’nın 158/1-f-son maddesine göre adli para cezasının, TCK’nın 52. maddesi uyarınca, elde edilen veya elde edilmek istenilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde temel gün birim sayısı üzerinden belirlenip, artırım ve indirimlerin yapılmasından sonra elde edilen sonuç gün birim sayısının, 20-100 TL arasında belirlenecek bir gün karşılığı para miktarı ile çarpılması suretiyle tayin edilmesi gerekirken, infazda tereddüde yol açacak şekilde doğrudan haksız menfaatin iki katına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanık … hakkında kurulan hüküm fıkrasında yer alan “10.800,00 TL” ve “9.000,00 TL” para cezası ibarelerinin “540 gün”, “450 gün” adli para cezaları terimleriyle değiştirilmesi ve “450 gün olarak belirlenen gün para cezasının TCK’nın 52/2 maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL’den hesap edilerek sonuç olarak 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.