YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1453
KARAR NO : 2013/20229
KARAR TARİHİ : 17.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158. maddenin İkinci fıkrasında yer alan bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir … olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün, yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp,aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz, asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı, Başsavcısına, kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamıyacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Sanığın, Milli Savunma Bakanlığı’nın Sincan’da bulunan deposunda memur olarak çalışan şikayetçi …’ın işyerinin uzak oluşu nedeniyle daha yakın bir kamu kurumuna geçmek istediği için Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı … aracılığıyla işini yapacağını söyleyip çiçek ve çikolata parası adı altında Deniz Aksakal’ın eşi …’dan toplam 150,00 TL para aldığı, bilahare sanığın Deniz Aksakal’ı müsteşar yardımcısı …’ın makamına götürdüğü ve durumu izah etmesi üzerine Müsteşar yardımcısının da yardımcı olmak amacıyla kendilerini Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde daire başkanının yanına gönderdiği, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde yaptıkları görüşmede merkez teşkilatındaki kadroların dolu olması nedeniyle Nallıhan veya Kırıkkale’ye atanmasının yapılabileceğini söylemesi üzerine şikayetçi Deniz’in bu işten vazgeçtiği, sanığın Bayındırlık Bakanlığına geliş gidişi sırasında tanıştığı Bakanlıkta koruma görevlisi olarak çalışan …’a yakın çevresinden … talebinde bulunan olursa yardımcı olabileceğini söylemesi üzerine …’ın da askerden yeni gelen ve işsiz olan kayınbiraderi şikayetçi … ile sanığı tanıştırdığı, sanığın …’a herhangi bir yetkilinin ismini zikretmeksizin Türk Telekom da işe yerleştireceği vaadinde bulunarak 2009 yılı şubat ayı içerisinde masraf adı altında 200,00.TL, …’dan 100,00 TL olmak kaydıyla toplam 300,00.TL aldığı, ancak …’ı herhangi bir işe yerleştiremediği gibi almış olduğu parayı da iade etmediği anlaşılan somut olayda;
A-Sanığın, …’a yönelik eylemi nedeniyle mahkumiyetine dair hükme yönelik sanık müdafinin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Sanığın,şikayetçiden iki kez farklı tarihlerde para alması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimanın koşulları gerçekleşmiş olduğu halde, 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, ancak;
Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “10 gün” ve “200 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B-Sanığın, …’a yönelik eylemi nedeniyle mahkumiyetine dair hükme yönelik sanık müdafi ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın, şikayetçi … ve tanık …’dan farklı tarihlerde şikayetçiyi işe yerleştirme vaadiyle para almaktan ibaret eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme şekilde dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden eksik ceza tayini,
Kabule göre de;
Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.