Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/15797 E. 2014/7554 K. 21.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15797
KARAR NO : 2014/7554
KARAR TARİHİ : 21.04.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık …’in suç tarihinde … İl Başkanı olduğu, sanık …’ın da aynı tarihte aynı ilin ve partinin Gençlik Kolları Başkanlığı’nı yaptığı, sanık … bu işten ayrıldıktan sonra, sanık …’dan iş istediği, sanık …’ın, iktidar partisinden tanıdıkları olduğunu, yakında Çevre Bakanlığı’nda memur alınacağını, bunun için KPSS’ye girmiş olmanın yeterli olduğunu, puanın önemli olmadığını belirterek sanık …’ın ikna ettiği, sanık …’in de, sanık …’ın babası olduğu, katılanın da bu sanıkların komşusu olduğu ve aralarındaki dostluk gereği, …’den …’ya sanıklar … ve…’ı götürüp getirdiği, sanıklar … ve…’ın iş bulma amacıyla … ‘a değişik tarihlerde ödeme yaptıkları, katılanın da durumu gördüğü için, kendi kızına da iş bulunmasını sanık …’den istediği, sanık …’in, kendi işlerinin netleşmesi halinde sanık …’a durumu anlatacağını söylemesine rağmen katılanın ısrar ettiği ve sanık … ile görüşme yaptığı ve sanık …’ın, katılanın kızına da iş ayarlayabileceğini söylediği, katılanın, sanıklar … ve… aracılığı ile veya bizzat değişik zamanlarda sanık …’a masraf ve pul parası adı altında ödemeler yaptığı, katılanının kızı adına hesap açtırılarak, verilen paraların ilerde geri ödeneceği, geri ödeme yapılması halinde de paranın bu hesaba aktarılacağının belirtildiği, katılanın toplam 23.000 TL parayı bu iş için harcadığı, sanık …’ın her parayı alışında, yanındaki şoföre parayı vererek notere gönderdiği, her seferinde de paranın harç için yatırıldığına dair noter belgesi getirildiği, böylece katılanın sanık …’dan hiç şüphelenmediği, daha sonra sanık …’ın ortadan kaybolduğu ve herhangi bir işe yerleştirme de yapmadığı, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
16/03/2010 tarihli kararın sanığın yokluğunda verildiği ve sanığın sorguda bildirdiği adresine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen sanığın 13/03/2012 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu, her ne kadar mahkeme 16/03/2012 tarihli kararında, temyizin süresinin ne zaman başlayacağının belirtilmediği gerekçesiyle tebligatın usulüne uygun olmadığını belirtmiş ise de, tebligatın belirtilen gerekçelerle usulüne uygun yapıldığı ve 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olması karşısında, mahkemenin sanık hakkında eski hale getirme ve temyiz talebiyle ilgili verdiği 16/03/2012 tarihli ek kararın hukuki değerden yoksun bulunduğu kabul edilip bu karar kaldırılmak suretiyle yapılan incelemede,
Sanığın yokluğunda verilen 16/03/2010 tarihli kararın sanığa 15/07/2010 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın yasal süresi geçtikten sonra yaptığı 13/03/2012 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanıklar … ve … haklarında verilen beraat kararlarına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanıklar … ve…’ın diğer sanıkla herhangi bir irtibatının bulunmadığı, katılan gibi, kendilerine iş bulunacağı vaadiyle diğer sanığa para verdikleri, bu sanıkların da aslında olayın mağduru oldukları, bu nedenle bu sanıkların suç işlediklerine dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 21/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.