YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16459
KARAR NO : 2014/10079
KARAR TARİHİ : 21.05.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, sokakta karşılaştığı, katılan …’ya iş yeri kiraladığını, temizletmek için eleman aradığını söyleyip, “sen temizle, sana para vereyim” dediği, katılan ve arkadaşının kabul etmesi üzerine kiraladığını belirttiği bir dükkana götürüp, temizliğe başlamalarını sağlayıp, sözkonusu yerde işyeri açacağına ilişkin katılanın güvenini kazandıktan sonra katılana, “telefonun var mı, varsa müzik yükleyeyim” diyerek cep telefonunu alıp, bir süre sonra katılanın arkadaşına “ben etli ekmek alıp geleyim” diyerek katılana ait Nokia marka cep telefonunu da kendisinde olduğu halde ortadan kaybolmaktan ibaret eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın lehe hükümlerin uygulanması talebi bulunmaması ve infaz aşamasında taksitlendirme hususunun gözetilmesinin mümkün olması karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Hakkında tayin edilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilen sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmekle yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde 2 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmek ve 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin paragraftan cezanın infazından sonra 2 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına cümlesinden “2 yıl” ibaresinin çıkartılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.