Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16535 E. 2014/9041 K. 07.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16535
KARAR NO : 2014/9041
KARAR TARİHİ : 07.05.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Çayeli ilçesine gelen sanık …’ın, bir ganyan bayiinin önünde yere atılmış kuponları toplayıp, o gün itibariyle kazanan atların numaralarını keserek oluşturduğu kupona yapıştırdıktan sonra bir kahvehaneye girip mağdur …’ın yanına gittiği ve at yarışını tutturduğunu, elindeki kuponla 530 TL kazandığını, ancak ganyan bayiindeki makine kapandığı için kuponu bozduramadığını, acil ihtiyaç nedeniyle kuponu 400 TL’ye satacağını söylediği, sanığın bu sözlerine inanan mağdur …’ın 400 TL’ye bu kuponu satın aldığı ancak mağdur …’ın ertesi gün ikramiyeyi almak için bayiye gittiğinde dolandırıldığını anladığı, şikayet üzerine Pazar ilçesinde yakalanan sanığın, kendisini kardeşi … olarak tanıttığı ve … ismiyle yargılanarak Çayeli Asliye Ceza Mahkemesi’nin 05/07/2007 tarih ve 2007/80-89 sayılı kararıyla TCK’nın 157/1, 62 maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 320 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı ve verilen 10 Ay

hapis cezasının TCK’nın 50/1-b maddesi gereğince mağdurun uğradığı zarar olan 400 TL’nin sanık tarafından aynen iade suretiyle tamamen giderilmesi yaptırımına çevrildiği, bu şekilde kesinleşen kararın katılan … tarafından ödeme yapılarak yerine getirildiği, sanık …’ın bu şekilde hileli hareketlerle mağdur …’ı kandırarak dolandırıcılık, kardeşi olan katılan …’a ait kimlik bilgilerini kullanarak başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu işlediğine dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1- Dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E.,2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 20 gün olarak tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “20 GÜN” ve “400.TL” terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine sırasıyla “5 GÜN” ve “100 TL” adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın işlediği suçun soruşturması ve kovuşturması sırasında gerçek kimliği yerine kardeşi olan katılan …’ın kimlik bilgilerini vermesi neticesinde katılanın mahkumiyetine karar verilip kararın kesinleştiği, hükmolunan tedbir ve adli para cezalarının katılan tarafından ödenerek cezanın infaz edildiği anlaşılmakla, sanığın eyleminin TCK’nın 268/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 267/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, anılan fıkranın ise Anayasa Mahkemesi’nin 17.11.2011 tarih ve 2010/115–2011/154 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, söz

konusu kararın 17.03.2012 tarih ve 28236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasına karşın yürürlüğe girdiği 13.03.2013 tarihine kadar yeni bir yasal düzenlemenin de gerçekleştirilmemesi karşısında, TCK’nın 267/7. maddesinin uygulama kabiliyetinin kalmadığı, ancak aynı maddenin birinci fıkrası gereğince ceza tayin edileceği gözetilerek sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.