Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16699 E. 2014/8737 K. 05.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16699
KARAR NO : 2014/8737
KARAR TARİHİ : 05.05.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Şikayetçi …’ın, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Beyin Cerrahi Polikliniği’nde ameliyat olan oğlunun yanında refakatçi olarak bulunduğu ve kan merkezi önünde kan almak amacıyla beklediği sırada, yanına gelerek kendisini hastanede görevli personel olarak tanıtan sanığın, şikayetçiye, istediği kanı çabuk bir şekilde bulabileceğini belirterek, bu duruma inanan şikayetçiden, sözde işlemlerin tamamlanması bahanesiyle 130 TL parasını almak suretiyle haksız menfaat temin ettiğinin iddia edildiği olayda;
Oluşa, sanığın savunmalarına, şikayetçinin beyanlarına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olduğu, sabıkasında yer alan dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin kesinleşme ve infaz tarihleri gözetildiğinde; 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 8.maddesinin (b) bendinde belirtilen suçlardan olduğu, dolayısıyla infaz tarihlerinden itibaren yargılama konusu olan suçun işlendiği 01.07.2005 tarihine kadar 10 yıllık yasal sürenin henüz dolmadığı ve bu nedenle silinme koşullarının oluşmadığının anlaşılması

karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği; ve ayrıca şikayetçinin kovuşturma aşamasında 08.05.2006 tarihinde talimatla alınan ifadesinde sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmekle; katılan sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan şikayetçinin, 5271 sayılı CMK’nın 260/1. maddesine göre, sanık hakkında kurulan hükmü temyize hakkı bulunduğu, kararın kendisine 31.03.2010 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesine rağmen şikayetçinin söz konusu kararı temyiz etmediği anlaşılmakla; şikayetçinin davaya katılması konusunda bir karar verilmesinin sonuca etkili olmayacağı dikkate alınarak bu hususları bozma nedeni gören düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafii ve sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan ve kendi altsoyu üzerindeki haklardan aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar 53. madde 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden ve maddede sayılan hak yoksunluklarının tam olarak kararda belirtilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 05.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.