YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16736
KARAR NO : 2013/18239
KARAR TARİHİ : 25.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
31/12/2009 olan karar tarihinden sonra, o yer Cumhuriyet savcısının 05/01/2010 havale tarihli dilekçeyle, temyiz için süre tutum dilekçesi vermiş olması karşısında, temyiz talebinin süresinde olduğu belirlenerek ve tebliğnamedeki ret düşüncesine iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin
aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’in, mağdur …’e önceye dayalı bir borcunun bulunduğu, mağdurun alacağını istemesi üzerine sanık …’ın, temyiz dışı …’dan bir hatır çeki istediği, …’in, sanık …’a, 12/09/2007 keşide tarihli, 2.210 Euro bedelli, keşidecisi … Kozmetik Limited Şirketi olan suça konu çeki verdiği, sanık …’ın çeki aldıktan sonra, … adına olan ciroyu kendisinin yazdığı ve bu kişi yerine ciro yaparak, kendisi de ikinci ciroyu imzalayarak, mağdur …’e çeki verdiği, …’in de, kendi borcu nedeniyle çeki ciro ederek, … … isimli kişiye verdiği, bu kişi tarafından yapılan denetimde, çekin çalıntı ve sahte olduğunun belirlendiği, mağdur …’in çekin sahte olduğunu sanık …’a bildirdiği, sanık …’ın da durumu temyiz dışı …’e bildirdiği, yapılan incelemede, çekin arka yüzündeki … adına olan birinci ciranta imzasının sanık …’a ait olduğunun belirlendiği, bu kez …’in, sanık …’a, 15/09/2007 keşide tarihli, 3.900 TL bedelli, keşidecisinin CVK Mineral Anonim Şirketi olan suça konu sanık … aracılığıyla gönderdiği, sanık …’in, çekin birinci cirantası olarak görünen … Saltuk ismini sahte olarak kendisi yazıp altını imzalayarak sanık …’a verdiği, daha sonra sanık …’ın da, çeki ciro ederek mağdur …’e verdiği, …’in çeki müşteki …’ye kendi borcu karşılığında verdiği, yapılan incelemede, bu çekin de çalıntı ve sahte olduğunun belirlendiği ve
çekin arka yüzünde yer alan birinci ciranta imzasının sanık …’e ait olduğu, ikinci ciranta imzasının da sanık …’a ait olduğunun belirlendiği, böylece sanıkların sahte olarak iki adet çek düzenleyip kullanarak resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan verilen beraat kararı ile resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Suça konu 12/09/2007 ve 15/09/2007 keşide tarihli çeklerin önceden … borca karşılık olarak, sanık … tarafından mağdur …’e verildiğinin sanık, katılan ve tanık beyanlarıyla anlaşıldığı dikkate alınarak, suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı, yine aynı sanığın, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre sahte resmi belge düzenleyip kullandığı anlaşılmakla, bu gerekçelere dayanan mahkumiyet ve beraat kararlarında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanığın, mağdura verdiği ve farklı gerçek kişiler adına düzenlenen sahte çekler nedeniyle adına sahte çek düzenlenen gerçek kişi sayısınca resmi belgede sahtecilik suçunun oluşacağı gözetilmeden, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık, katılan ve tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın, sahte resmi belge düzenleyip kullandığı anlaşılmakla, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
a-Sanığın, sadece 15/09/2007 keşide tarihli ve 3.900 TL bedelli çekin sahte olarak hazırlanmasına iştirak ettiği, 12/09/2007 keşide tarihli ve 2.210 Euro bedelli çekin sahte olarak düzenlenmesinde iştirakinin bulunduğuna dair bir iddia bulunmadığı gibi bu hususta mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın tek bir suçtan cezalandırılması yerine TCK’nın 43. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanarak fazla ceza tayini,
b-Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanması yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 25/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi