Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16796 E. 2014/2788 K. 17.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16796
KARAR NO : 2014/2788
KARAR TARİHİ : 17.02.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılan … Limited Şirketinde çalışan sanıkların istifa ettiklerine ilişkin düzenledikleri dilekçelerini katılan şirkete vererek işten ayrılmak istediklerini belirtmeleri üzerine, katılan şirket tarafından sanıkların işlerine son verilerek her biri adına çalışma belgelerinin düzenlendiği, bir süre sonra sanıkların,katılan şirket aleyhine ayrı ayrı çalışmış oldukları süreler kapsamında fazla mesai, ihbar ve kıdem tazminatlarına ilişkin dava açtıkları, iş mahkemelerinde görülen yargılamada davalı konumunda bulunan katılan şirketin, açılan davaya karşı verdiği cevap dilekçesinde; sanıkların istifa ettiklerine dair dilekçe verdiklerini, bu nedenle ihbar ve kıdem tazminatını hak etmediklerini belirttiği; ancak sanıkların buna karşılık olarak yaptıkları savunmalarında; istifa dilekçelerinin kendileri tarafından düzenlenmediğini öne sürdükleri, söz konusu istifa dilekçelerindeki yazı ve imzalar üzerinde yapılan teknik inceleme neticesinde düzenlenen raporda; sanık … adına düzenlenen istifa dilekçesinin diğer sanık … tarafından düzenlendiği, sanık … adına düzenlenen istifa dilekçesinin ise her iki sanığın el ürünü olmadığının tespit edildiği ve kim tarafından düzenlendiğinin ise belirlenemediği, böylelikle sanıkların, istifa dilekçelerini bilerek kendileri
düzenlemeyerek ileride açacakları tazminat davalarında kendilerine itiraz etme imkanı yaratmak suretiyle haksız menfaat temin etmeye çalıştıklarının iddia edildiği olayda;
Oluşa, sanıkların savunmalarına, katılan şirketin iddialarına, iş mahkemesinde açılan davalara ilişkin karar içeriklerine, tanıkların anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; katılan şirkette güvenlik görevlisi olarak çalıştıkları sabit olan sanıkların, şirketteki görevlerinin bir şekilde son bulmasından sonra iş mahkemelerinde çalıştıkları süreler itibariyle hak ettiklerine inandıkları fazla mesai, ihbar, yıllık izin, ücret ve kıdem tazminatlarına ilişkin dava açtıkları, sanıkların bu haklarını kullanmalarının her zaman mümkün ve hukuka uygun olduğu, sanıkların, istifa dilekçeleri vermek suretiyle işten ayrılmaları halinde iş kanunundan doğan tazminat haklarından feragat etmiş olacaklarından dolayı kendileri aleyhine sonuç doğuracak şekilde istifa dilekçelerini sahte olarak düzenlemelerinde herhangi bir menfaatlerinin bulunmadığı, bu durumun hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi sanıkların aşamalardaki ifadelerinde, söz konusu istifa dilekçelerinin kendilerinden katılan şirket tarafından baskı kurularak alındığına ilişkin savunmalarının aksinin de ispat edilemediği, sanık …’nin, diğer sanığın rızası dahilinde istifa dilekçesi düzenlediği, sanık … adına düzenlenen istifa dilekçesindeki imzanın da sanık …’in el ürünü olmadığının bilirkişi raporuyla tespit edildiği dikkate alındığında; sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığının anlaşılması karşısında; çalışma belgeleri altındaki imzaların sanıkların el ürünü olup olmadığına dair araştırma yapılmaması nedeniyle bozma isteyen düşüncenin yargılamanın sonucuna herhangi bir etkisinin olmayacağı değerlendirilerek benimsenmemiş ve sanıkların üzerine atılı olan dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarının kanunda tanımlanan kurucu unsurlarının oluşmadığına dair gerekçelerle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.