Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/17304 E. 2014/9886 K. 20.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17304
KARAR NO : 2014/9886
KARAR TARİHİ : 20.05.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanıklardan …’ın, yeşil kart alma hakkını yitirmiş olması nedeniyle, aile bireyleri … ve ….ile kendisine ait yeşil kart karnelerinin 2007 yılına ait vize işlemlerinin sahte olarak yapılması hususunda diğer sanık … ile anlaşarak yeşil kart sağlık karnelerini sanık …’a verdiği, sanık …’ın da, bu kişilere ait sağlık karnelerinin 2007 yılına dair bölümünde bulunan imza, mühür ve kaşelerini sahte olarak sağlık karnelerine işleyip tekrar …’a teslim
Ettiği, …’ın oğlu …’ın vizeleri sahte yapılmış olan sağlık karnelerini yeşil kart bürosuna götürüp ibraz ettiğinde şüphe üzerine karnelere el konulduğu ve yapılan incelemede söz konusu karnelerin 3. ve 4. bölümünde bulunan imza, mühür ve kaşenin sahte olduğunun anlaşıldığı, belgelerdeki sahteciliğin iğfal kabiliyetini haiz olduğunun tespit edildiği, vizeleri sahte yapılmış sağlık karneleri ile karne sahiplerinin tedavi edildiği, ilaç alındığı ve tıbbi tetkikler yapılmak suretiyle …’nün 3.417 TL zarara uğratıldığı anlaşılmakla;
A-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekili ve sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
B-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ve sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak,
1-5237 sayılı Kanun’da 765 sayılı Kanun’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK’nın sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 sayılı Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik TCK’nın 158/1. fıkrasına eklenen “… Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katında az olamaz.” cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 52. maddesinin 1.fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Kanunun 61. maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün
Karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
5237 sayılı TCK’ nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır.
Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise, 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK’ nın 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise;o takdirde tespit olunacak temel gün,suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, tespit edilen sonuç adli para cezasının iki misline çıkarılması suretiyle ve 5237 sayılı TCK’nın 61/8 maddesine aykırı olarak, sanık hakkında TCK’nın 158/1-e maddesi uyarınca hükmolunan adli para cezasında artırım ve indirimlerin tayin olunan gün adli para cezası üzerinden yapılması gerektiği gözetilmeden, gün üzerinden tayin olunan adli para cezasının TCK’nın 52/2 maddesi uyarınca para cezasına çevrilmesinden sonra TCK’nın 62. maddesi uyarınca indirim yapılmak suretiyle ceza tayini,
2-1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “120 gün”, “150 gün” ve “5.445 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkarılarak, yerlerine sırasıyla “341 gün”, “426 gün” ve “355 gün” adli para cezası ibarelerinin eklenmesi ve “Sanığın ekonomik durumu dikkate alınarak sanığa verilen 150 günlük adli para cezasının 5237 sy TCK’nın 52. maddesi gereğince bir günü 20 TL den 3000 TL. ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, adli para cezası, 6834 TL den az olamayacağından, adli para cezasının 6834 TL ye yükseltilmesine” cümlesinin tamamen çıkarılması ve 62. maddenin uygulanmasından sonraki bölüme gelmek üzere “Sanık
hakkında hükmolunan 355 gün adli para cezasının TCK’nın 52. maddesi gereğince günlüğü 20 TL’den paraya çevrilerek 7.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ifadesinin eklenmesi; ayrıca hüküm fıkrasına “katılanın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 2.000 TL vekalet ücretinin sanıklardan alınarak katılana verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
C-Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesinde;
Sanık …’ın, diğer sanık … ile aile bireyleri … ve … İnan’a ait yeşil kart karnelerinin 2007 yılına dair bölümünde bulunan imza, mühür ve kaşelerini sahte olarak sağlık karnelerine işleyip …’a teslim etmesi sonucunda, karne sahiplerinin tedavi edildiği, ilaç aldığı ve tıbbi tetkikler yapılmak suretiyle …’nün zarara uğratıldığı anlaşılmakla, sanık …’ın dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği gözetilmeden atılı suçtan mahkumiyeti yerine beraatına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20/05/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.