YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17384
KARAR NO : 2014/10170
KARAR TARİHİ : 22.05.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, temyiz dışı sanıklar … ve … ile birlikte amaç ve fikir birliği içerisinde hareket ederek herhangi bir belge göstermeksizin valilikten geldiklerini, İstanbul’da yabancı bir ülkeden gelen yardımın, ihtiyaç sahiplerine dağıtılacağını, kargo ücretini vermeleri halinde buzdolabı, çamaşır makinesi ve fırın gibi beyaz eşyaları getirtebileceklerini söyleyerek mağdurlar …’dan 40,00 TL, …’dan 20,00 TL, …’den 30,00 TL, …’tan 20,00 TL, …’den 30,00 TL, …’tan 10,00 TL, …’dan 20,00 TL, …’dan 20,00 TL, …’den 50,00 TL, …’dan 40,00 TL para aldıklarının iddia edildiği somut olayda; sanığın temyiz dışı sanık … ile birlikte gelen bir ihbar üzerine kolluk görevlilerince zor kullanılarak yakalandığı, üzerlerinden mağdurların isimlerinin yazılı olduğu kağıtlar ve 395,00 TL para çıktığı, sanığın ve yanındakilerin kısmi ikrarları ile mağdur beyanları birlikte değerlendirildiğinde dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Mağdur sayısınca dolandırıcılık suçunun oluştuğu gözetilmeden TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanması ve 5237 Sayılı TCK’nın 168. maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle gidermesi gerektiği, ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.05.2008 gün ve 2008/11-127-147 sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı Yasanın 168. maddesi “pişmanlıktan kaynaklanan iade ve tazmini” esas aldığı, somut olayda ise; mağdurların beyan ettiği üzere sanığın suç üstü yakalanıp nezarete alınması sırasında üzerlerinden çıkan parayı iade etmeleri nedeni ile etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmayacağının gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayini aleyhi temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında TCK’nın 62. maddesinin uygulanması sırasında hesap hatası sonucu hükmedilen netice hapis cezasının 4 ay 5 gün yerine 4 ay 10 gün olarak belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini ile sanığın kasten işlemiş olduğu suç nedeni ile mahkumiyetinin yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin “a, b, c, d, e” bendinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasındaki TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yönelik bölümdeki “10 gün” ibaresi çıkartılarak yerine “5 gün” denmek ve 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün hüküm fıkrasından tamamen çıkartılıp yerine, “53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.