Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/17398 E. 2014/3423 K. 25.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17398
KARAR NO : 2014/3423
KARAR TARİHİ : 25.02.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelilkli dolandırıcılığa teşebbüs, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanığın, 19 M 5550 plakalı 2008 model adına kayıtlı ticari minübüs ile Sungurlu-Çorum arasında yolcu taşımacılığı yapacağını beyanla, vergi mükellefiyet kaydının yapılması için …’ne müracaat ettiği, söz konusu aracın gerçek tescil tarihi 24/09/2008 olduğu halde, sanığın süresinde beyanname vermemesi nedeniyle … vergi borcundan kurtulabilmek amacıyla, tescil tarihini 12/06/2009 olarak değiştirdiği ruhsat fotokopisini ve işe başlama dilekçesini vergi dairesine ibraz ettiği, ancak vergi dairesi görevlilerinin durumu fark etmesi sonucunda hileli hareketi ile amaçladığı haksız yararı elde edemediği iddiasıyla resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçlarından yapılan yargılama sonucunda; ruhsat aslının ele geçirilemediği, sanığın aksi ispatlanamayan savunmalarına göre, sahtecilik eyleminin ruhsat aslında değil ruhsatın fotokopisinde yapıldığı ve trafiğe çıkış, rehin ve muayene tarihlerinin değiştirilerek sahte bir suret belge tanzim edildiği, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olması gerektiği, somut olayda sanığın, resmi belgenin sureti üzerinde tahrifat yaparak sahte bir resmi belge sureti tanzim ettiği, bu belge üzerinde herhangi bir onay şerhi yer almadığı, bu yönüyle bahse konu ruhsat fotokopisinin hukuken sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı, …’nün yazılarında da, ruhsat fotokopisine ve bu fotokopideki tahrif edilmiş bilgilere göre işlem yapılmadığının ve vergi beyannamesi işlemlerinde ruhsat aslı veya onaylı fotokopisinin araştırıldığının ve sırf suret belgeye göre işlem yapılmadığının bildirildiği, bu çerçevede söz konusu ruhsat fotokopisinin iğfal kabiliyetinin bulunmadığı, dolandırıcılığa teşebbüs suçu bakımından da objektif olarak elverişli araç niteliğinde olmadığı, zira vergi dairesinin işlem yapabilmek için belgenin aslı veya onaylı örneklerini istediği anlaşılmakla; resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçlarının yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle sanık hakkında verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 25/02/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.