Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18011 E. 2013/17497 K. 13.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18011
KARAR NO : 2013/17497
KARAR TARİHİ : 13.11.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Kovuşturma evresinde duruşmadan haberdar edilmeyen katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan hazinenin 5271 sayılı CMK’nın 237/2 ve 238.maddeleri uyarınca davaya katılmasına karar verilip, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu belirlendikten sonra, sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının yapılan incelenmesinde;
1-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanıkların 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkındaki Kanun hükümleri uyarınca, yeşil kart alabilmek amacıyla taşıt ve malları olduğu halde olmadığına ilişkin düzenlenen belgeleri kullanmaları şeklindeki eylemlerinin 765 sayılı TCK’nın 356.maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu ve aynı yasanın 79.maddesi aracılığı ile dolandırıcılık suçunun unsuru olduğu belirlenerek, dolandırıcılık suçu ili sınırlı olarak yapılan incelemede;
Sanıkların haksız olarak aldıkları iddia edildiği yeşil kartları kullanmadıkları ve yeşil kartları aldıkları tarihlerin suç tarihleri olduğu anlaşılmakla 16.12.2004, 09.09.2004, 01.01.2004, 23.12.2004, 04.11.2004, 30.12.2004, 30.12.2004, 01.07.2004, 01.01.2004, 22.07.2004, 06.01.2005, 25.11.2004, 23.12.2004 olan suç tarihlerinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
2-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir.Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Bir kısım sanıkların araçları olmasına rağmen araçları yoktur şekilde sahte kaşe kullanılmak sureti ile evrak tanzim ettirdikleri, diğer bir kısım sanıkların ise gayr-ı menkul veya hayvanları olmasına rağmen gerçeğe aykırı olarak belge tanzim ederek, tanzim ettikleri bu belgelere kaşe vurarak yeşilkart talep formu doldurdurarak yeşil kart alma imkanına sahip olmadıkları halde bakmakla yükümlü oldukları aile bireyleri ile birlikte yeşil kart alıp tedavi ve ilaç alımında kullandıklarının iddia edildiği somut olayda;3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun’un 8. maddesi gereğince yeşil kart talepleri ile ilgili beyanları araştırma yükümlülüğünün idareye verildiği, idarenin yeşil kart başvurusunda bulunan sanıkların şartları taşıyıp taşımadığı hususunda kontrolle mükellef olduğu, sanıkların idarenin denetleme yetkisini engelleyici herhangi bir eyleminin de bulunmadığı anlaşılmakla atılı suçlardan sanıkların beraatlerine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Her ne kadar tebliğnamede, sanıkların resmi belgede sahtecilik eylemlerinin, yalan beyanda bulunmak suçunu oluşturduğu yönünde görüş belirtilmiş ise de; 5237 sayılı TCK’nın 206.maddesinde düzenlenen ve doktrinde “fikri sahtecilik” olarak adlandırılan “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, kişinin açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece kişinin (sanığın) beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise bu maddede tanımlanan suç oluşmayacağından hareketle; somut olayda sanıkların sahte kaşe kullanmak sureti ile evrak tanzim ettirdiklerinin anlaşılması karşısında, anılan suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı anlaşılmakla, bu yöndeki tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
3-Sanık Kazım Ukan hakkında kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanığın hüküm tarihinden sonra 10.07.2013 tarihinde öldüğünün UYAP üzerinden MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.