Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18237 E. 2014/11571 K. 10.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18237
KARAR NO : 2014/11571
KARAR TARİHİ : 10.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde

yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez.12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3. maddesi kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Görme özürlü olan Müşteki …’in malulen emekli olabilmesi için sanıktan yardım istemesi üzerine sanığın, müşteki …’a malulen emekli olarak emeklilik parası alabileceğini söyleyerek bir dosya hazırladığını ve bunu imzalaması gerektiğini bildirdiği, emeklilikle ilgili belgeleri imzalatıyormuş gibi yaparak, müşteki …’in gözlerinin görmemesinden ve yaşlılığından da faydalanarak sahte bono senedi tanzim ettiği, bu senede kefil olarak …’ın eşi diğer müşteki …’ün de imzasını attırdığı, bu iş için müştekiden 800 TL değerinde altın aldığı, ancak emeklilik işlerini yapmadığı gibi müştekilerden boş olarak aldığı senedin üst kısmını 1.000 TL bedelli olarak doldurarak icra takibine koymak suretiyle müştekilerden haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla, eylemin bu şekilde sübut bulduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, müştekilerden …’ın görme özürü bulunmasının tek başına alglama zayıflığına neden olmayacağı gibi, müştekilerin algılama zayıflığını gerektirir başkaca rahatsızlığı olduğuna yönelik iddia ve delil bulunmaması

karşısında, sanığın hile ile imzalattığı boş senedi içeriğini sahte olarak doldurup icra takibine konu yapması şeklinde gerçekleşen eylemin, TCK’nın 158/1-d maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde icra dairesinin vasıta kılınması yoluyla dolandırıcılık niteliğinde olduğunun gözetilmemesi sonuca etkili bulunmadığından, sanığın suça konu senedin düzenlenmesi sırasında müşteki …’ı borçlu, eşi olan diğer müşteki …’ü de kefil göstermek suretiyle aynı fiille birden fazla müştekiye karşı eylemde bulunması nedeniyle hakkında TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 10/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.