YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18316
KARAR NO : 2013/2913
KARAR TARİHİ : 18.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, tehdit, hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur.Bu bakımdan,söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur.Yıkma,yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır.
Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; sanığın, kardeşinin eşi olan katılanın evinin önüne geldiği burada katılan ile aralarında çıkan tartışmada hakaret ettiği ve “seni burada durdurmam, seni öldüreceğim” şeklinde sözler söylediği, katılanın meydana gelen eylemler dolayısı ile evinin kapısının kapatarak içeriye kaçtığı, bunun üzerine ayağı ile kapı camına vurarak kırdığı şeklinde gerçekleşen eyleminin mala zarar verme, tehdit ve hakaret suçlarını oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında verilen hükümde seçimlik cezalardan hangi hukuksal nedenlerle hapis cezasının tercih edildiği açıklanmayarak gerekçesizliğe yol açılması nedeniyle tebliğnamede bozma talep edilmiş ise de kararın gerekçesinde sanık hakkında hapis cezası uygulanması gerektiğinin açıklandığı gözetilerek tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1)…nın 167/1-c ve 167/2 maddeleri gereğince,katılanın sanığın kardeşi olması ve kırılan camın sonuçta sanığın kardeşine de ait olması nedeniyle,sanık ve katılanın aynı konuttabberaber yaşayıp yaşamadıklarının araştırılmaması, katılanın eşinin suçtan zarar gören sıfatı ile duruşmalara çağrılıp dinlenilmemesi, zarar gören malın mülkiyetinin kime ait olduğunun belirlenmemesi, TCK 168 maddesi gereğince de, sanığın maddi zararı giderip gidermediğinin araştırılmaması suretiyle eksik inceleme ve soruşturma ile hüküm kurulması,
2)Sanık son oturumda, komşularını savunma tanığı olarak gösterdiği halde, bu kimselerin “yargılamayı uzatacağı” gerekçesi ile dinlenilmemeleri suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3)5237 sayılı TCK’nın 53/3.maddesi gözardı edilerek, 53/1.maddede belirtilen haklardan, sanığın mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmış olması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18/02/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.