Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18393 E. 2014/11494 K. 10.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18393
KARAR NO : 2014/11494
KARAR TARİHİ : 10.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı,ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla,olay,nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade,zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini,muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır.
Ceza sorumluluğu olmıyan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez. 12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem,TCK’nın 148/3 kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda; sanık … ve suça sürüklenen çocuk …’ın 26/03/2007 tarihinde mağdur …’in evine giderek kendilerinin elektrik idaresinden geldiklerini ve elektrik kontrolleri yaptıklarını söyledikleri, suça sürüklenen …’nin cep telefonu ile elektrik idaresini arar gibi yapıp, mağdurdan görevli bir şahısla konuşuyormuş gibi kanaat uyandırdığı, daha sonra mağdura 50,00 TL elektrik borcu olduğunu, bu parayı kendilerinin tahsil ettiklerini söylediği, ayrıca bir markete ait alış veriş kartını mağdura vererek ödemelerini bu kartla yapması durumunda indirim hakkı kazanacağını söylediği, mağdurun sanık ve suça sürüklenen çocuğa inanarak 50,00,-TL parayı verdiği, bu sırada …’nin mağduru oyalaması için sanık …’e işaret ettiği, …’nin mağdurun cüzdanından 135,00 TL parayı alarak olay yerinden ayrıldıkları, mağdurun 1927 doğumlu olup suç tarihi olan 2007 tarihi itibariyle 80 yaşında olduğu, bilirkişi uzman psikolog raporu içeriğine göre; yaşı ve eğitim durumuna göre hafif bellek bozukluğu ve anlamada zorlandığı kanaatinin bildirildiği, sanık ve suça sürüklenenin aynı tarihte mağdur …’nin evine giderek banka görevlisi olduklarını söyleyip, mağdura emekli olup olmadığını sordukları, mağdurun emekli olduğunu söylemesi üzerine maaşına zam yapıldığını ve kendisine kömür yardımı yapılacağını, bunun için kendisine kart vereceklerini, maaşını bu karttan çekeceğini ancak kart ücreti olarak 75,00 TL para vermesi gerektiğini söyledikleri, mağdurun bu miktarı ödeyemeyeceğini, yalnızca 30,00 TL parası olduğunu söylemesi üzerine bu parayı mağdurdan alarak aynı şekilde bir markete ait alış veriş kartını mağdura verdikleri, mağdur …’nin de Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 28/05/2007 tarihli raporuna göre; bellekte yaşı ile uyumlu unutkanlık olduğu, muhakeme gerektiren durumlarda bağlantı kurmada zorluk çektiği, mevcut yaşı ve durumu sebebiyle kandırılmaya müsait olduğu, bu nedenle dolandırıcılık suçu açısından mallarını koruyacak durumda olmadığı kanaatinin bildirildiği, sanık ve suça sürüklenenin birkaç gün sonra mağdur …’un evine giderek kendilerini emeklilik idaresi memuru olarak tanıtıp, mağdura maaşını iki katına çıkaracaklarını ve maaş kartı için fotoğrafının gerektiğini söyleyerek, cep telefonu ile birkaç kez mağdurun fotoğrafını çektikleri, yine bir markete ait alış veriş kartını mağdura maaş kartı olarak verip, kart ücreti olarak 50,00 TL parayı mağdurdan aldıkları, bu sırada …’nin duvarda asılı bulunan ceketten 2,00,-TL para aldığı ve birlikte evden ayrıldıkları, mağdurla ilgili Adana Ruh Sağlığı Hastanesinin 28/05/2008 tarihli sağlık kurulu raporuna göre; mağdurda ileri derecede işitme kaybı, hafızasında kısmi zayıflama olduğu, psikometrik incelemede hafif derecede bozukluk olduğu, mevcut durumu ve yaşı itibariyle kandırılmaya müsait olduğu kanaatinin bildirildiği, sanık ve suça sürüklenen çocuğun eylemin başlangıcındaki bir araya geliş amaçları, eylemin başından itibaren mağdurları dolandırmaya yönelik ortak kasıtları ve eylemin bütünü itibariyle, eylemlerinin bir bütün halinde dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirildiği anlaşılmakla,
Bu olaydan bir gün sonra suça sürüklenen çocuk …’ın mağdur …’un evine tekrar giderek görüşmek istediğini beyan ederek kapısını çaldığı, mağdurun gelmek istememesi üzerine kapıyı kapattığı, bu sırada suça sürüklenenin elinde bulunan kuru sıkı tabancanın kabzasıyla kapı aralığından mağdurun başına vurarak, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı anlaşılmakla sanık ve suça sürüklenen çocuğun üzerlerine atılı suçlar subüt bulmakla mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir,
5395 sayılı Kanun’un 3/a-2. maddesine göre kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk için suça sürüklenen çocuk ifadesinin kullanılması gerekirken sanık ifadesinin kullanılması mahallince düzeltilebilir hata olarak değerlendirilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık, suça sürüklenen çocuk ve müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine aykırı olarak suça sürüklenen çocuk hakkında 5271 sayılı CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca atanan zorunlu müdafii için vekalet ücreti alınmasına karar verilmesi,
2-Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık, suça sürüklenen çocuk ve müdafisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarındaki sanığın adli para cezasının belirlenmesine ilişkin bölümlerdeki “60 gün”, “50 gün” ve “1000,00 TL” ibarelerinin yerine sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve “80,00 TL” ibarelerinin eklenmesi, hüküm fıkralarındaki suça sürüklenen çocuğun adli para cezasının belirlenmesine ilişkin bölümlerdeki “60 gün”, “40 gün”, “33 gün” ve “660,00 TL” ibarelerinin yerine sırasıyla “5 gün”, “3 gün”, “2 gün” ve “40,00 TL” ibarelerinin eklenmesi, hükmün ilgili kısmından “548 TL müdafi ücretinin suça sürüklenen çocuktan tahsil edilmesi” ile ilgili bölümün çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün, DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 10.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.