Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18673 E. 2014/11344 K. 09.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18673
KARAR NO : 2014/11344
KARAR TARİHİ : 09.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, temyiz talebinin reddi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür.
Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’ın, evinin kapı ve pencerelerini yaptığı diğer sanıktan olan 800 TL alacağına karşılık, işsiz olduğunu da bildiği sanık …’ten suça konu 2.500 TL bedelli çeki aldığı, daha sonra sahte olduğunu bildiği bu çeki katılana aldığı malzemelere karşılık verdiği, katılanın söz konusu çeki bankaya ibrazında karşılığının bulunmadığı ve sahte olduğunun belirlendiği, yapılan incelemede çekteki yazı ve imzaların sanıklara ve katılana ait olmadığının tespit edildiği, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek çeki sahte olarak oluşturmak suretiyle haksız menfaat ederek nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında verilen temyiz talebinin reddi kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Temyiz isteminin reddine dair 12/02/2010 tarih ve 2008/349 Esas, 2009/342 Karar sayılı ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden; bu karara yönelik sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle, anılan “ek kararın” ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
a-Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, … ve tanık …’ın, taktıkları kapı ve pencerelere karşılık olarak suça konu çeki sanıktan aldıklarını ve sanığın daha önce kendilerine bir çek verdiğini, bu çekin karşılıksız çıkması üzerine suça konu çeki verdiğini belirtmeleri karşısında, sanıkla, temyiz dışı
… arasında gerçekte bir ticari ilişki olup olmadığı, kapı ve pencerelerin takılmasına karşılık olarak böyle bir çek verilip verilmediğinin araştırılması, bu hususta tanıkların dinlenmesi, söz konusu işin yapıldığı belirtilen yerde inceleme yaptırılarak, beyanlarla gerçeğin örtüşüp örtüşmediğinin araştırılması, takılan malzemenin temyiz dışı Reşat’a ait olup olmadığının belirlenmesi, taraflarca böyle bir ilişkinin varlığına dair fatura, irsaliye veya bir başka belge düzenlenip düzenlenmediğinin tespit edilmesi, sanık tarafından … daha önce verilen ve karşılıksız çıkan çekin akıbetinin araştırılması, onaylı bir suretinin dosyaya konulması, çekin arkasında birinci ciranta olan … isimli kişinin yazı ve imza örneklerinin alınarak çekin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzaların kendisine ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılması, temyiz dışı … ilk ifadesinde, sanıktan 1.600 TL alacağına karşılık olarak çeki aldığını belirtmesine rağmen, mahkemede alınan ifadesinde 800 TL alacağına karşılık aldığını belirttiği dikkate alınarak, bu kişinin yeniden dinlenerek beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik incçeleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Kabule göre de, tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanması yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 09/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.