YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1873
KARAR NO : 2013/20717
KARAR TARİHİ : 23.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, …’na ait soğuk hava deposunu kiralaması nedeniyle belediyeye olan kira borcuna karşılık olmak üzere Gaye Oto Sanayi ve Ticaret Limitet şirketine ait Türkiye … Bankası … … şubesine ait 10.10.2007 keşide tarihli 8.000 TL bedelli, 8010070 no’lu çeki verdiği, suça konu çeki keşide etmeye yetkili olmasına rağmen belediyeyi dolandırmak amacıyla bir başkasına imzalatmak suretiyle dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
1-Suça konu Türkiye … Bankası Selçuklu … şubesine ait 10.10.2007 keşide tarihli, 8000 TL bedelli çekin, sanığın kullandığı çeklerden olması ve çek bedelinin tümünü ödenmemesi nedeniyle yapılan takipte çekteki imzaya itiraz etmesi sonucunda aldırılan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas dairesinin raporunda, çekteki imzaların sanığın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtilmesi karşısında, sanığın borçtan kurtulmaya yönelik beyanda bulunabileceği de değerlendirilerek, üzerine atılı sahtecilik suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil edilemediği gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
2-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.03.1998 tarih ve 6/8-69 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, suça konu çekin, olay günü itibariyle yapılmış olan alışveriş sebebiyle değil, daha önceki kira borcu karşılığında verilmiş olması nedeniyle, zarar veya borcun kandırıcı nitelikteki hareketler sonucunda doğmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, ayrıca sanığın en başından itibaren çek bedelini ödemeye çalışması ve borcun büyük bir kısmını karşılaması nedeniyle dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğine dair delilin de bulunmadığı hususları gözetilerek, beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
3-Katılan kurum vekili tarafından sunulan 05.04.2010 havale tarihli dilekçede sanığın, belediyeye olan tüm borçlarını 01.04.2010 tarihi itibariyle … olması nedeniyle şikâyetlerinden vazgeçtiklerini belirtmeleri, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde de hüküm tarihi olan 01.04.2010 günü duruşmadan önce kurumun tüm zararlarını karşıladıklarını beyan etmesi nedeniyle, bu hususun araştırılarak zararın, hükmün verilmesinden önce giderilmiş olması halinde, sanığın etkin pişmanlık gösterip göstermediğinin tartışılmasında zorunluluk bulunması,
4-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/250-13 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 5271 sayılı CMK’nın 231/6-c madde ve bendinde işaret olunan zarar kavramının, kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenebilir, ölçülebilir maddi zararlara ilişkin olduğu, manevi zararların bu kapsama dâhil edilmemesi gerektiği, zarar koşulunun ancak zarar suçlarında dikkate alınması gereken bir unsur olduğu, suça konu çekin sahte olarak düzenlenmesi şeklinde gerçekleşen eylemde; sahtecilik suçunun işlenmesi ile oluşmuş somut bir zarardan söz edilemeyeceği gözetilmeden, zarar giderilmediğinden bahisle CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ile müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.