YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19224
KARAR NO : 2014/12378
KARAR TARİHİ : 19.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
En son 24.11.2006 tarihli havale ile haksız yararın sağlandığı anlaşılmakla sanık hakkında TCK’nın 43. maddesinin uygulanmaması isabetsizliği aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; katılanların ikamet ettiği …/ … köyüne, evrakı tefrik edilen, açık kimliği belirlenemeyen … adlı bir kişi ile 2006 yılı kasım ayı başlarında gelen, adını … … … olarak bildiren ve katılan …’ın annesi …’nin hac’dan tanıdığı olduğunu söyleyen sanığın, anne-katılan ile görüşmek istediğini belirtmesi üzerine katılan …’ın oğlu tanık … ile sanığı annesine yönlendirmesi, katılan …’yi hac-dini sohbet ortamında etkileyen sanığın Islahiye’de yapılan camii için hacılardan yardım topladığı yalanı ile ondan 10 gram ağırlığındaki yüzüğünü alması, oluşturulan dini hassasiyetlere yönelen diyalog ortamında şikayetçi …’ın evinde vukubulmakta olan bazı huzursuzluklardan duyduğu endişeyi kullanarak; cinlerle irtibat kurabilme özelliğini haiz olduğunu, huzursuzluğun sebebinin evin bahçesinde gömülü, yabancı ülkede bulunan bir papaza ait, cinler tarafından korunan bir küp olduğunu, cinlerin eve musallat olmalarının önüne geçilebilmesi için bu küpün mutlaka çıkarılıp sahibi papaza iadesi gerektiğini, bunun gerçekleşmesi halinde papazın bu iyiliğe karşılık para ve Mercedes otomobil hediye edeceğini söylemesinin ardından, yaptığı kazı neticesinde çıkardığı adli emanete alınan tarihi değeri olmayan küp ve içindeki eşyaları katılanlara gösterip kendisine duyulan güveni kuvvetlendirmesi, küpün teslim edileceği papazın İsviçre’de olduğunu, onu ve vadettiği Mercedes otoyu getirebilmek için masraf gerektiğini belirtip katılan …’dan evden ayrılmadan önce para istemesi, nakit bulunamaması üzerine …’ın gelini katılan …’dan bir kısım ziyneti alıp sanığa vermesi, bilahare 09.11.2006- 24.11.2006 tarihleri arasında telefonla katılan …’ı arayan ve konuya ilişkin ikna edici çeşitli yalanlar uyduran sanığın İşbankası/Ankara şubesi nezdinde …, … adlarına açılmış hesaplara para havaleleri yapılmasını sağlayarak haksız yarar sağlaması eyleminin “nitelikli dolandırıcılık” suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamasında aşağıdaki bozma nedeni ve yukarıdaki eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hükmolunan hapis cezası yanında takdir olunan temel tam gün birim sayısının TCK’nın 52/2. maddesi tatbik olunarak adli para cezası miktarının belirlenmemiş olması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak; yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasının üçüncü paragrafından sonra gelmek üzere “TCK’nın 52/1,2. maddesi uyarınca; sanığa verilen 700 günden ibaret tam gün sayısının bir gün karşılığı takdiren 20 TL’lik miktarla çarpılması suretiyle sanığın neticeten 3 yıl 6 ay hapis ve 14.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına paragrafı yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA 19.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.