YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19229
KARAR NO : 2014/12088
KARAR TARİHİ : 17.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden … kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Somut olayda; katılan … ve arkadaşlarının 2006 yılı Şubat ayında …’nın temsilcisi olduğu … Doğalgaz Ltd. Şti’ni kurdukları, akabinde 2006 yılı Eylül ayında …’nın hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığı, 2007 yılı Mart ayında şirket hisselerini …, … ve … isimli şahısların devraldıkları, şirketin SSK’ya olan 16500 TL tutarındaki prim borcunun da yeni ortaklara devredildiği, şirketin yeni yetkilisi …’in SSK prim borçlarını konuşmak üzere şirketin muhasebecisi …’nın bürosuna gittiği, büroda …’nın bulunmadığı büro çalışanı … ile görüştüğü, …’ın kendisine Balıkesir SSK İl Müdürlüğünde tanıdıklarım var, ben bu işi hallerim, borcu taksitlendiririz o şekilde ödersiniz dediği ve …’e bir ödeme planı verdiği, bu ödeme planına göre …’in 2007 yılı Mart ayında 5500 TL peşinatı SSK’ya yatırılmak üzere Hacer Kalaş’a teslim ettiği ve takip eden aylarda da aylık yaklaşık 2000 TL tutarındaki paranın … veya şirketin diğer ortaklarınca Hacer Kalaş’a teslim edildiği,toplam 16500 TL tutarındaki bir paranın ödendiği ancak ödenen bu paraları …’ın SSK Balıkesir İl Müdürlüğüne yatırmadığı, kendi ihtiyaçları ve kredi kartı borçları için kullandığı, şirketin SSK’ya olan prim borçları ödenmediği için SSK tarafından … Doğalgaz Şirketinin Akbank Bandırma Şubesindeki hesabına ve yine şirketin SSK’ya prim borcu olduğu dönemdeki yetkilisi olan …’nın İş Bankası, Vakıflar Bankası ve Ziraat Bankası Bandırma Şubelerindeki hesaplarına 6183 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde haciz ve bloke konulduğu, bunun üzerine katılanların sanıkla görüştüğü, sanığın S.S.K.nın yanlışlık yapmış olabileceğini, görüşüp borcu yoktur ve bloke kaldırma yazısını alacağını söylediği ve buna ilişkin düzenlemiş olduğu belgeyi fakslamak suretiyle katılanlara gönderdiği, bu faks evrakı üzerine bir kısım bankaların işlem yaparak hesaplar üzerindeki blokeyi kaldırdığı ancak Ziraat Bankası’nın belgenin aslının posta yoluyla gelmesi hususunda ısrarı üzerine S.S.K. İl Müdürlüğü ile yapılan görüşmede kurumun böyle bir yazıyı göndermediğinin anlaşıldığı, Bursa Polis Kriminal Laboratuvarı’ndan aldırılan raporlarda, belge aslı olarak Ziraat Bankası’na gönderilen evrak üzerindeki imzalar ile ilgili görevlilerin imzaları ve sanık …’in imzaları üzerinde yapılan incelemede, imzaların görevlilere ait olmayıp sanığın savunmasının aksine sanık …’e ait olduğunun tespit edildiği ve evrakın bu haliyle aldatma kabiliyetine haiz olduğu görülmekle, sübut bulan resmi belgede sahtecilik eylemi nedeniyle mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın serbest muhasebeci olan tanık …’ya ait büroda işçi olarak çalıştığı, kendisinin serbest muhasebeci olmadığı ancak mükelleflerle ilgili işlemler yaptığı, bu nedenle serbest meslek sahibi olarak değerlendirilemeyeceği, görevleri arasında SSK prim borcu yatırmanın bulunmadığı, sanığın katılan …’den prim borçlarını SSK’da tanıdıkları bulunduğu ve yardımcı olacağını, borcun taksitlendirilip yeniden yapılandırılacağını belirterek aldığı parayı yatırmayarak özel işlerinde kullanması şeklindeki gerçekleşen eyleminin TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunu oluşturmasına rağmen TCK’nın 158/1-i maddesi gereğince hakkında hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Temel hapis cezası alt sınırdan takdir ve tayin olunduğu halde aynı gerekçeye dayanılarak adli para cezasının belirlenmesine esas olan temel gün birim sayısının asgari hadden uzaklaşılarak verilmesi suretiyle çelişkiye neden olunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.