YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19382
KARAR NO : 2014/12210
KARAR TARİHİ : 18.06.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; katılan … ile sanık …’ın 5-6 yıl önce tanıştıkları, bu süreç içerisinde sanığın katılan …’da güvenilir bir imaj yarattığı, daha sonra sanığın katılan …’a akrabaları ve çevresinde işsiz olup, işe girmek isteyen tanıdıkları olup olmadığını sorduğu, kendisinin Ankara’da üst düzey tanıdıklarının olduğunu, bu konuda iş takipçiliği yaptığını ve kendilerini Ankara’da üst düzey memurluklara yerleştirebileceğini söylediği, bunun üzerine önce katılan …’ın işe yerleşebilmek amacıyla ilgili evrakları hazırlayarak sanığa bu evraklarla birlikte 55.000 ABD doları verdiği, bu arada diğer katılanların …’dan bu durumu öğrenince … aracılığıyla sanık ile irtibata geçtikleri, sanığın bu katılanlara da evraklarını hazırlayıp para verdikleri takdirde Ankara’da üst düzey memuriyetlere yerleştireceğini söylediği, bunun üzerine katılan … ‘ın toplamda sanığa 3000 ABD doları ile 1 adet … marka cep telefonu
verdiği, sanığın katılan …’ı önce merkez bankasında işe yerleştireceğini söylediği, sonraki zaman diliminde sık sık katılan …’a mesaj göndererek, “senin işin halloldu, işin tamam” diyerek kendisine duyulan güveni pekiştirdiği, yaklaşık 1,5 yıl kadar bu şekilde katılanı oyaladığı, diğer katılanlar … ve …’ın da katılan … vasıtasıyla sanıkla irtibata geçtikleri, sanığın bu katılanları da işe yerleştireceği bahanesiyle evrak ve para istediği, katılan …’ın 7.500 TL’yi katılan … aracılığıyla sanığa gönderdiği, katılan …’nın ise katılan … aracılığıyla sanığa 6000 ABD dolar ve ilgili belgeleri gönderdiği, ancak sanığın uzun süre katılanları oyalayarak işe yerleştirmediği, katılanlar tarafından sanık savcılığa şikayet edildiğinde sanığın katılanlardan işe yerleştirme bahanesiyle aldığı evrakları katılan …’a geri gönderdiği, katılan …’ın, diğer katılanları sanıkla tanıştırdığı için zararını karşıladığı, bu süreç içerisinde sanığın katılan …’dan aldığı paranın sadece 10.000 Dolarını iade ettiği, katılan …’ın ise 900 ABD dolarını iade ettiği, katılanların geri kalan zararlarını karşılamadığı, sanığın bu şekilde üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Katılan … ile …’ın sanığa farklı zamanlarda para göndermeleri karşısında, sanığın bu katılanlara yönelik eylemi nedeniyle hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükmünün uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak; bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarından 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümünlerin tamamen çıkarılıp yerlerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan
cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmalarına” denilmek suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.