Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20807 E. 2014/13235 K. 03.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20807
KARAR NO : 2014/13235
KARAR TARİHİ : 03.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık (değişen suç vasfına göre hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık)
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının,kamu meslek kuruluşlarının,siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi,bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının,ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi,basılı evraklarının,kıyafetlerinin,taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık … ile katılan arasında … İlinde bulunan bir taşınmazın satımı hususunda ….Noterliği tarafından düzenlenen 09.06.2009 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi yapıldığı, bu çerçevede sanığın satın alacağı taşınmazın bedeli olan 110.000 TL’yi katılana verdiği, ancak katılanın suça konu taşınmazı tapuda sanığa devretmediği, bunun üzerine sanığın söz konusu satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak katılan aleyhine Isparta 2. İcra Müdürlüğünün 2009/6514 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığı, bilahare katılanın ikamet ettiği adres gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde belli olmasına rağmen o adres yerine diğer sanık …’ın adresini yazdığı, akabinde PTT dağıtıcısı tarafından icra emri tebligatının belirtilen adrese getirildiğinde sanık …’ın katılanın dayısı olduğunu söyleyip imzalayarak aldığı, bu şekilde sanıkların birlikte hareket ederek icra takibini kesinleştirip atılı suçu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1- Katılan vekilinin sanıklar hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine karşı yapmış olduğu temyiz itirazlarının incelemesinde;
Hükümden sonra verilen ve hakim tarafından görülerek havale edilen 06.04.2011 tarihli dilekçeyle katılanın şikayetten vazgeçtiğini bildirmesi karşısında, CMK’nın 234.maddesi uyarınca davaya katılma ve buna bağlı olarak kanun yoluna başvurma hakkının bulunmadığı nazara alınarak, katılanın temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317.maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Sanıklar … ve … müdafilerinin sanıklar hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine karşı yapmış oldukları temyiz itirazlarının incelemesinde;
Hüküm verildikten sonra, katılanın 06/04/2011 havale tarihli dilekçeyle şikayetten vazgeçtiği dikkate alınarak ve sanıklara yüklenen hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 73/6. maddesi gereğince şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği hususunda sanıkların beyanı saptanarak sonucuna göre hukuki durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.07.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.