Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/21032 E. 2014/13545 K. 07.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21032
KARAR NO : 2014/13545
KARAR TARİHİ : 07.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Sanık … hakkında verilen hükümlere yönelik katılan vekilin temyiz talebinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı, sanık hakkında 20/05/2010 tarihinde verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı katılan vekilinin, 24/05/2010 havale tarihli dilekçesi ile yaptığı itirazı üzerine, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yaptığı inceleme sonucunda verdiği ret kararı ile verilen hükmün kesinleştiği anlaşıldığından, katılan vekilinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Sanık … hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan temyiz incelemesinde:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanıklardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen…’in katılanın akrabası ve….’daki işyerinde işçisi olduğu, katılanın yoğun ticari işleri nedeniyle yetkili çalışanı tanık…’e gerektiğinde kullanması için bıraktığı şirket antetli ve sağ alt köşesi imzalı boş kağıtları sanık …’in bir fırsatını bularak aldığı ve katılanın işyerinden ayrıldıktan sonra ….’e geldiği, sanık …’ın işyerinde borçlu olduğu tanık … ile karşılaştığı, ….’in 15.000 TL olan alacağını istemesi üzerine sanık …’ın katılandan olan alacağına karşılık sanık …’in katılandan bir senet aldığını söyleyerek tanık…’e alacağını bu senetten tahsil edebileceğini belirterek avukata vekalet vermesini söylediği,…’in avukata vekalet vermesinden sonra, sanık …’in söz konusu belgeyi kendiside imzalayarak üst kısmını 500.000 TL bedel ile doldurup tanık…’in vekalet verdiği avukata senedi tahsil edilmek üzere verdikleri ve katılan ve sanık … aleyhine tanık …’nın avukatı aracılığıyla senedin 100.000 TL’lik kısmını icra takibine koyduğu iddia edilen olayda, sanık …’ın… ve katılan … arasındaki alacak verecek sorunlarını kendi işyerinde konuşmalarına tanık olması ve anlaşmazlığın çözümü için aracı olması dışında sanık …’in eylemlerine katıldığına dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.maddesinin 5.fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “Sanık …’nun kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 2000 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.