Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/21124 E. 2014/6257 K. 02.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21124
KARAR NO : 2014/6257
KARAR TARİHİ : 02.04.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 17/11/2009 tarih ve 2009/8-122-266 sayılı kararında belirtildiği gibi; ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanık … nin, Telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren katılan firmanın … Şubesi sorumlusu olarak çalıştığı dönemde şubelerde bulunan bütün cep telefonu ve aksesuarların genel merkeze teslimi istenildiğinde, kendisinin sorumlu olduğu şubedeki bütün cep telefonu ve aksesuarları kolileyerek şirket merkezine getirdiği ancak sonradan yapılan kontrolde 12.500 TL değerinde malzemenin eksik teslim edildiği anlaşılarak, sanığın bu malzemeyi uhdesinde tuttuğu iddiası ile suç ihbarında bulunulan olayda, maddi gerçekliğe ulaşmak amacıyla bilirkişi raporu düzenlenmek üzere katılan firmadan merkez ve ilgili şubenin tüm defter ve kayıtlarının özellikle de suça konu malzemenin sanığa teslimine ilişkin tutanak ve irsaliyelerin temin edilmesi istenilmiş ise de katılan firma yetkililerinin çeşitli bahanelerle belgeleri teslim etmekten kaçınmaları nedeniyle bilirkişi incelemesi yapılarak sanığın uhdesinde tuttuğu malzeme bulunup bulunmadığı tespit edilememiş olup, sanığın da aşamalardaki beyanlarında suçlamayı reddettiği gözetilerek, toplanan deliller itibarı ile suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığından beraatına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 02.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.