Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/21321 E. 2014/13487 K. 07.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21321
KARAR NO : 2014/13487
KARAR TARİHİ : 07.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Katılanın….’de bulunan bir firmaya 1000 teneke madeni yağ göndermek için … Taşıyıcılar Kooperatifi’ni aradığı, burada… ve… isimli şahıslar ile görüştüğü, düşük para teklif ettikleri için kooperatifin araçları yükü götürmek istemeyince kooperatif görevlilerinin …. Nakliyat isimli firmanın işletmecisi ….’yı arayarak, kendilerine bir kamyon bulmasını istedikleri, ….’nın da kapının önüne çıkıp “….’ye yük götürmek isteyen var mı?” diye bağırdığında sanığın yükü kendisinin götürebileceğini söylediği, bunun üzerine ….’nın sanıktan kamyonuna ait ruhsat fotokopisi, adına düzenlenmiş Ulaştırma Bakanlığı Mesleki Yeterlilik Belgesini, telefon numarasını alıp kooperatife faks çektiği, sanığın katılanın işyerine giderek malı yükleyip, sevk irsaliyesini imzalamasına rağmen, yükü teslim yerine götürmediği, yapılan araştırmada sanığın kullandığı kamyona ait ruhsatın aslında …’a ait araca ait olduğu, ancak plaka numarası ile aracın markasının uyumlu, seri ve motor numarasının farklı olduğunun anlaşıldığı, … Nakliyat isimli şirkete ait araç gönderme fişindeki sürücüye ait telefon numarasının sanığın telefon numarası olduğunun tespit edildiği, sanığın birden çok hat kullandığı için bahsi geçen numaranın kendisine ait olup olmadığını bilmediğini beyan etmesi üzerine abone sözleşmesi altındaki imza üzerinde yaptırılan kriminal incelemede imzanın kuvvetle muhtemel sanığa ait olduğunun bildirildiği, katılan şirketin muhasebecesinin olay günü saat 19.00 sıralarında bu numara ile görüşüğüne dair iletişimin tespiti kayıtları ile …’ya hiç gelmediğini söyleyen sanığa ait cep telefonu numarasının baz istasyonu bilgilerine göre ….civarından sinyal verdiğinin anlaşıldığı somut olayda;
1- Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Sanığın, dolandırıcılık suçunu işlerken Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’nün maddi varlıklarından olan araç plakasını kullanması karşısında eyleminin TCK’nın 158/1-d maddesini oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 730 tam gün olarak tayin edilmesi;
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “730 gün”, “608 gün” ve “12.160,00 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve “80,00 TL” ibaresi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Dosya içerisinde bulunan ruhsat, Ulaştırma bakanlığı Mesleki Yeterlilik belgesinin ve olay esnasında sanığın kamyonunda takılı vaziyette bulunduğu anlaşılan…. sayılı plakanın asıllarının ele geçirilememiş olması karşısında iğfal kabiliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi mümkün olmadığından sanığın üzerine atılı suçu işlediğine yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmediğinden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.