YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21959
KARAR NO : 2013/19267
KARAR TARİHİ : 05.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanıklar hakkında tayin olunan cezaların nevi ve miktarı itibariyle sanıklar müdafiilerinin duruşma isteminin 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, akrabası olan tanık …’e olan borcu nedeni ile 4.500,00 TL bedelinde çek keşide ettiği, tanık …’in bu çeki ev eşyası satın aldığı katılan …’a ciro yaparak verdiği, katılanın da aynı çeki ciro yaparak aralarındaki ticari ilişki nedeni ile mal satın aldığı … Ltd. Şti’ye verdiği, çekin vadesine iki gün kala şirket yetkililerinin çekin karşılığının olmadığını öğrendikleri, bunun üzerine sanık … ile görüşüp çeki iade edip, bedelini elden tahsil ettikleri, sanık …’in çekin arkasındaki ciroları iptal etmeksizin üzerindeki keşide tarihini 27.01.2009, çek bedelini de 14.500,00 TL olarak düzeltip parafladığı, iddiasına göre çeki kaybettiği, bu nedenle ödemeden yasaklama talimatı verdiği, çeki en son elinde bulunduran sanık …’ün çek sanki ilk baştan beri düzeltilip ciro yapılmış gibi ciranta olarak imzası bulunan katılan aleyhine icra takibi başlatarak 09.03.2009 tarihinde haciz işlemi yaptığı somut olayda; sanık …’ün ortak arkadaşları olan … vasıtasıyla katılana borç verdiğini beyan etmesine rağmen, tanık olarak dinlenen …’ın sanık …’ün katılana değil, diğer sanık …’ya borç verdiğini, beyan etmesi karşısında, sanıkların amaç ve fikir birliği içerisinde hareket ederek usulüne uygun olarak ciro yapılmış çek üzerinde ciro tarihinden sonra değişiklik yapıp icra takibinde kullanmak suretiyle haksız menfaat temin etmeleri şeklinde gerçekleşen eylemde resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Dolandırıcılık suçu bakımından TCK’nın 158/1-f-son maddesi gereğince tespit olunacak temel günün, suçtan elde olunan haksız menfaaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenmesi gerektiği gözetilmeden temel adli para cezasının 1450 gün yerine 1000 gün olarak tayin edilip, TCK’nın 35/2. maddesi gereğince ¼ oranında indirim yapılıp 1087 gün yerine 750 gün olarak belirlen adli para cezasının TCK’nın 52/2 maddesi gereğince günlüğü 20,00 TL hesabı ile 21.740,00 TL olarak belirlenmesi gerekirken, 15.000,00 TL olarak belirlenip, elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağından bahisle 29.000,00 TL’ye yükseltilmesi suretiyle fazla ceza tayini,
Her iki suç bakımından 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar 53. madde 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususların aynı Kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükümde adli para cezasına ilişkin uygulama çıkartılarak yerine, “TCK’nın 158/1-f, son maddesi uyarınca 1450 gün, aynı Kanunun 35/2. maddesi ile 1/4 oranında indirim yapılarak 1087 gün karşılığı adli para cezasıyla cezalandırılmasına, TCK’nın 52/2. maddesi ile 1 gün karşılığı 20,00 TL’den hesaplanarak para cezasına çevrilmek suretiyle sonuç olarak 21.740,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına” yine hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 05.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.