YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22031
KARAR NO : 2014/13519
KARAR TARİHİ : 07.07.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, 1219 sayılı Kanuna Muhalefet
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Mağdur …’in geçen yıl içerisinde bayılmaya başlaması üzerine… … Hastanesinde epilepsi teşhisi konulduğu, olay tarihinden önce …’in epilepsi krizi geçirmesi üzerine ağabeyi ve arkadaşları tarafından sanığın yanına götürüldüğü, sanığın … ile görüştükten sonra kendisine bir muska yazacağını, bunu boynuna takmasını, yazacağı bir diğer muskayı ise annesinin yastığına dikmesini, bir kısım ilaç yazacağını, bunlardan iğneyi hemen olması gerektiğini, hap şeklinde olanı ise karnını doyurduktan sonra atması gerektiğini söyleyerek bir bloknot kağıdına “…. ampul ve …Tablet” isimli ilaçları yazdığı, ancak bu ilaçların eczaneler tarafından verilmeyeceğini ve kendisinin temin edebileceğini söylediği ve … ampulu …’e yaptığı, ilaçlar karşılığı 100 TL istediği, mağdurun yanındaki arkadaşı …’nin ilaç parası olan 100 TL’yi ve yaptığı iş nedeniyle 10 TL olma üzere toplam 110 TL’yi sanığa verdiği, yapılan iş karşılığında da para aldığı, mağdurun ertesi gün yazılan …. isimli ilacı aldığı, ancak ilacı almasından sonra rahatsızlanarak götürüldüğü Dr….. ve Çocuk Hastanesinde yapılan muayene sonucu tanzim edilen 11.09.2009 tarihli rapora göre hayati tehlike geçirdiğinin anlaşıldığı olayda; nitelikli dolandırıcılık ve 1219 sayıl kanunun 25. maddesi uyarınca diploması olmadığı hâlde hasta tedavi etme suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması nedeniyle infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamış, sanık hakkında ileride bir daha suç işlemeyeceği yönünde kanaatin belirtilmesi karşısında CMK’nın 231. maddesine yönelik tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
2-Sanık hakkında hükmolunan gün para cezasının TCK’nın 52/2. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesinin gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından her iki suçtan verilen adli para cezasına ilişkin sırasıyla “120 gün”, “100 gün” ve ” 2000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve ” 80 TL” adli para cezası ibarelerinin ve belirlenen gün para cezasının adli para cezasına çevrildiği paragraflarda yer alan “ günlüğü 20 TL’den paraya çevrilerek” ibarelerinden önce gelmek üzere “TCK’nın 52/2. maddesi uyarınca” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.