Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/22160 E. 2013/16261 K. 31.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22160
KARAR NO : 2013/16261
KARAR TARİHİ : 31.10.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Katılan …’in ve sanık …’in 02.06.2008 tarihinde ölen …’den alacaklı oldukları, ölen …’in elinde borçlusu … olan senet bulunduğu, … vefat ettikten sonra bu senedin katılan ve …’in avukatı olan tanık …’de kaldığı, daha sonrasında sanık …’in bu senedin karşılığını alarak hem kendi alacağını hem de katılanın alacağını ödeyerek kalan miktarı ölenin mirasçılarına bırakmayı teklif ettiği, katılanın bu teklifi sanık …’den dört adet 100000 TL’lik, bir adet 50000 TL’lik senet ve 150000 TL nakit para alarak kabul ettiği, söz konusu senetlerin diğer sanık …’in kefil olması ile düzenlenerek tanık avukat …’e 20.07.2008 tarihinde teslim edildiği, tanık avukatın’da senetleri 31.03.2010 tarihinde ciro ederek katılana verdiği, anlaşılan zamanda sanık … katılana kararlaştırılan miktarı ödemeyince katılan tarafından senetlerin icra takibine konduğu, ancak takibin senetlerde keşide yeri bulunmamasından dolayı mahkeme tarafından iptal edildiği ve sanıkların böylece nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, söz konusu senetlerin hukuk bilgisi olan bir avukata teslim edildiği dolayısıyla bu kişinin TTK’ya göre bir senedin ihtiva etmesi gereken şartları bilmesi gerektiği, yapacağı basit bir kontrol ile durum anlayabileceği, böylelikle dolandırıcılık suçunun oluşması için gerekli olan hile unsurunun somut olayda gerçekleşmediği gerekçeleriyle mahkeme tarafından verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 31.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.