YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22540
KARAR NO : 2014/13694
KARAR TARİHİ : 08.07.2014
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda; şikayetçinin, aile dostu olması nedeniyle sanığa evinde hulunan çelik kasa içinde saklaması için 1,5 kg civarında muhtelif altın eşyalarını verdigi, ancak daha sonra sanık, evine hırsız girerek çelik kasayı açmak suretiyle şikayetçiye ait altınların çalındığını beyan etmiş ise de olay mahallinde toplanan delillerden, sanığın eve girildiğini iddia ettigi banyo penceresinden eve girilmediğinin tespit edildigi, evden hırsızlık yapıldığına dair delil olmadığı, ayrıca sanığa ait ziynet eşyalarının çalınmadığı, sadece şikayetçiye ait eşyaların çalındığı, sanığın bu şekilde kendisine teslim edilen eşyaları, şikayetçinin rızası dışında devir amacına aykırı davranarak mal edindiği ve güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine yönelik kabulde bir
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2012 tarih ve 353-129 E. K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, aleyhe bozma yasağı; “temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması” şeklinde tanımlanmaktadır. Latince “…. in ….” olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, “lehe yasa yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı” olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı davalarda istinaf ya da temyiz yasa yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca, 1412 sayılı CMUK’nın halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; “hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. 5271 sayılı CMK’nın 307/4. maddesinde de; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz” düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi korunmuştur.
Bu genel ilkeler çerçevesinde somut olaya bakıldığında, 26/12/2006 tarihli ilk kararda sanığa güveni kötüye kullanma suçundan netice olarak 7500 TL adli para cezası verildiği, bu kararın sadece sanık tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından 13/11/2009 tarihinde sair yönleri incelenmeksizin CMK’nın 231. maddesi değerlendirilmesi açısından kararın bozulduğu, yeniden yapılan yargılama sonucunda, eylemin güveni kötüye kullanma suçu olarak vasıflandırılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmasa da, sonuç olarak iki kez 7500 TL cezası verilmek suretiyle CMUK’nın 326/4. maddesi çerçevesinde aleyhe karar verme yasağına aykırı olarak önceki cezadan daha ağır bir cezaya hükmedilerek fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasına, “CMUK’nın 326/4. maddesi gereğince, sanık hakkında hükmedilecek cezanın 26/12/2006 tarihli ilk kararda verilen cezadan fazla olamayacağı dikkate alınarak, netice olarak sanığın 7500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.