YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/4950
KARAR NO : 2013/16472
KARAR TARİHİ : 01.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanığın, 1993 yılında katılan kuruma intikal eden evraklar neticesinde Kozan Terziler Odası kayıtlarına istinaden 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun ilgili maddelerine binaen 20/04/1982 yılı itibari ile zorunlu sigortalı olarak kayıt ve tescil edildiği, geçen süre zarfında 21/07/1997 tarihli tahsis talebi çerçevesince kendisine 01/08/1997 tarihinden itibaren aylık tahsis edildiği, bu tarihten sonra katılan kurumca yapılan incelemelerde sanığın Kozan Terziler Odasında bulunan kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının belirlendiği, bu inceleme neticesinde sanığa tahsis edilen aylığın 18/08/2010 tarihinde katılan kurum tarafından iptal edildiği, sanığın bu süreçte katılan kurumdan 39.249,19 TL para tahsil ettiği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; sanığın hububat ve nakliye işleriyle uğraştığı, Bağkur’lu olmak için bir odaya kaydı bulunması gerektiğinden ve o tarihlerde oda sayısı az olduğundan 30/10/1974 tarihinde, hububatçı sıfatıyla ve 100 sicil numarası ile Kozan Terziler Odasına kaydını yaptırdığı, prim borçlarını düzenli olarak ödemek suretiyle yasanın öngördüğü yükümlülüklerini yerine getirerek 1997 yılında emekliliğe hak kazandığı, katılan kurumun herhangi bir zararı bulunmadığından dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 01/11/2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.