YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/527
KARAR NO : 2013/13724
KARAR TARİHİ : 23.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın …’da avukatlık yaptığı, sanığın katılanın bürosuna gelerek, …da yaşayan ağabeyi ile yengesinin arasında bir boşanmanın olacağını, avukata ihtiyaçlarının olduğu, ağabeyinin 30.000 Euro parayı avukatın adına göndereceğini söylediği, sanığın bir süre sonra katılanın yanından ayrıldığı, bir süre sonra katılanı işyeri telefonundan aradığı, adına 30.000 Euro’nun İşbankası’na geldiğini haber verdiği, bu şekilde güven temin edildikten sonra tekrar katılanın bürosuna gelerek, acil olarak …’e gitmesi gerektiğini, babasının hasta olduğunu, birkaç milyar para lazım olduğunu, bankadaki paranın ancak öğleden sonra çekilebileceğini, en azından 500 TL verip veremeyeceğini katılana söylediği, katılanın da 500 TL parayı yazılı belge karşılığında sanığa verdiği, giden sanığın bir daha katılanın yanına gelmediği, sanık savunmasında , Paris’te yaşadığını işyerinin orada olduğunu savunduğu, yapılan araştırmada sanığın yurtdışına hiç çıkmadığının belirlendiği, katılanın sanığı kesin olarak teşhis ettiği, böylece sanığın dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, iddia, sanık savunması, katılan beyanı, emniyet yazısı ve tüm
dosya kapsamına göre sanığın suçu işlediği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dosya içerisindeki adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından; hapis cezasına mahkum edilen sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca, sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmemesindeki isabetsizlik, bu durumun infaz aşamasında gözetilmesinin mümkün olması karşısında, bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı yasanın 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; Fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “100 gün” ve “2.000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla 5 gün “ve” 100 TL “adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.