YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/6867
KARAR NO : 2013/17002
KARAR TARİHİ : 07.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanıkların amaç ve fikir birliği içerisinde hareket ettikleri, sanıklardan … ve fotoğraflarından teşhis edilen …’ın katılanı yolda yürürken takip ettikleri, yanına yaklaşarak damadını tanıdıklarını, cenazelerinin olduğunu, hayır yapmak istediklerini, bu kapsamda kendisine verecekleri 10.000,00 TL’nin 5000,00 TL’sini harcamasını, 5000,00 TL’sini de damadına vermesini istedikleri, katılana parasının olup olmadığını sordukları, bankada parasının olduğunu söylemesi üzerine parasını çekip getirmesini istedikleri, bu esnada sanıklardan …’in katılanı takip ettiği, bankadan para çekerken gözetlediği ve kolluk görevlilerince yapılan telefon dinlemelerinden anlaşıldığı üzere birlikte hareket ettikleri ve olay esnasında kendisi de Kumluca’da bulunan diğer sanık …’ye bilgi verdiği, katılanı takip ettiği, sanık …’in talimatı ile arkasından gelen kimse olup olmadığını kontrol ettiği katılandan 10.500,00 TL parayı alarak gösterdikleri apartmana çıkıp mevlit dinlemesini, parayı getireceklerini söyleyip ortadan kayboldukları, katılanın gösterilen dairede mevlit okunmadığını öğrenmesi üzerine dolandırıldığını anladığı somut olayda; sanıkların iştirak halinde dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin sabit olduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık … müdafii, sanık … müdafii ve sanık …’ın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 07.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.