YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7462
KARAR NO : 2014/809
KARAR TARİHİ : 22.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanığın, Erzurumlu olmasından istifade ederek Kadıköy ilçesinde bulunan Erzurumlular Derneğine gittiği, orada katılan … ile tanıştığı, konuşmalar sırasında kendisini istihbaratta çalışan bir kişi olarak tanıtıp inandırıcı konuşmalar yaptığı, daha sonra konuşmanın koyulaşması sonrasında
kendisini İslam alimi olarak halka arasında bilinen …’nin akrabası ve onun soyundan gelen biri olarak tanıttığı, bu iddiasına delil olarak dosyada bulunan ve sanıkdan ele geçen plastik muhafaza içinde bulunan … ili … ilçesinin Menzil Köyü’nde yaşayan … tarafından verilmiş gibi gözüken ve sanığı … soyundan geldiğini belirten sahte belgeyi katılana göstererek katılan üzerinde inandırıcılık sağlamaya çalıştığı, dini konularda sohbetler açtığı, katılan ile sanık arasındaki bu tür konuşmaların aynı mekanda birden fazla devam ettiği, devam eden bu sohbetler esnasında gerçekte kızı olmamasına rağmen kızının kanser olduğunu tedavisi için paraya ihtiyaç duyduğunu söylemesi üzerine, katılanın dini sohbetlerdeki inandırıcılığı sebebiyle …’nin soyundan geldiğine inandığı sanıkla buluştuğu, buluştukları yerde katılandan 7000 TL alan sanığın ortadan kaybolduğu, katılanın sanığa para vermesinde kendisinin istihbarattan olmasını söylemesi ya da … Hazretlerinin soyundan geldiğini söylemesinin etkisinin bulunmadığı, sanığın kızının hastalığını söylemesi suretiyle katılanı kandırarak para aldığına ve bu şekilde 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 22.01.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.