YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7989
KARAR NO : 2014/1573
KARAR TARİHİ : 30.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarınn zararına dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanık …’ın, annesi …’a ait olan, Sungurlu İlçesi … köyü … Ada … Parsel no.lu taşınmazın yarı hissesini, diğer yarı hissenin sahibi ve aynı zamanda …’ın kardeşi olan sanık …’a sattığı, daha sonra sanık …’ın diğer sanık …’dan aldığı vekaletnameye istinaden söz konusu tarlayı esas itibariyle birbirlerini tanımadıkları anlaşılan müşteki … ve katılan …’a sattığı, bu şekilde … ve …’nın bahsi geçen taşınmazın müşterek malikleri oldukları, sanık …’a vekaletname veren sanık …’ın bu durumdan haberdar olmadığı ve suça konu tarlanın sahibi olduğu düşüncesiyle ekip biçmeye devam ettiği, bir süre sonra bahsi geçen tarlanın satıldığı hususunda bazı sözler duyması üzerine tapu idaresine gidip duyduğu sözlerin doğru olup olmadığını sorduğu, akabinde söz konusu tarlanın sanık … tarafından satıldığını öğrendiği, bunun üzerine sanık … ile görüştüğü, ancak sanık …’un sanık …’a sağlıklı bir bilgi vermediği, 2007 Yılının Ocak ayında sanık …’ın sanık …’ın yanına gelerek bu tarlayı kira bedeli karşılığında ekmek istediğini söylediği, sanık …’ın da …’ın bu teklifini kabul edip tapuda söz konusu taşınmazın malikleri olarak gözüken … ve …’ın imzalarını taklit ederek oluşturduğu kira sözleşmesini getirip sanık …’e verdiği, sanık …’in sözleşme üzerinde isimleri bulunan kişilerin kim olduğunu sorması üzerine sanık …’ın yeğenleri olduğunu söylediği, daha sonra sanık …’in bu sözleşmenin altını kiralayan sıfatıyla imzaladığı ve köy muhtarı olan tanık …’e onaylattığı, akabinde her iki sanığın esas itibariyle gerçek bir durumu yansıtan bu kira sözleşmesini kullanarak DGD parası almak amacıyla başvuruda bulundukları, yine söz konusu tarlayı öteden beri sanık …’ın ekip biçmesine rağmen sanık …’ın ilk çıktığından şikayet tarihine kadar bahsi geçen taşınmaz ile ilgili belgelerini hazırladığı, bu belgeler içinde yer alan kira sözleşmelerindeki kiralayan ve kiracı olarak görülen …, … ve annesi … adına olan imzaları taklit ederek atıp kira sözleşmeleri oluşturduğu, daha sonra bunları İlçe Tarım Müdürlüğüne ibraz ederek DGD paralarını aldığı, bu şekilde sanıkların atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanıklar … ve … hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen beraat ve mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Mahkemenin, sanık …’ın, katılan ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, özel belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesine dayanan beraat kararında, sanık …’ın da DGD ödemesi almak amacıyla sahte kira sözleşmesi düzenleyip kullanarak özel belgede sahtecilik suçunu işlediğine ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir
Sanık … hakkında verilen hüküm açısından; 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında haksız yere DGD ödemesi almak için sahte kira sözleşmesi düzenleyip kullanarak özel belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında, bu suçun, yenilenen suç işleme kararı altında işlenmesi nedeniyle her yıl için ayrı ayrı suç oluştuğu dikkate alınarak ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.1994 gün ve 199-215 E.K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere sahte biçimde düzenlenip kullanılan özel belgelerin dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturması halinde, 765 sayılı TCK’nın 345. ve 503. maddelerinin ihlal edilmesine karşılık eylem tek olduğundan her bir suçtan değil, aynı Kanun’un 79. maddesi gereğince cezası ağır olan suçtan cezalandırılması gerektiği, 01/06/2005 tarihinden sonra işlenen suçlar açısından ise, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e ve 207/1. maddeleri kapsamında suçun işlendiği ve kastın yenilendiği her yıl için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurmak suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve sanık …’ın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Sanık, katılan ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre suçun sanık tarafından işlendiğine dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunduğu anlaşılmakla, bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
a- 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanun’un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal ederek haksız menfaat temin edilmiş olması halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı dikkate alınarak, somut olayda, sanığın, farklı zamanlarda sahte olarak düzenlediğine dair delil bulunmayın birden fazla sahte belgeyi aynı anda kuruma vermiş olması nedeniyle koşulları olaşmayan zincirleme suç hükümlerinin uygulanarak sanığa fazla ceza tayini,
b- Hapis cezası ertelenen sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 3.fıkrası gereğince, aynı Kanun’un (c) bendi yönünden getirilen kısıtlamanın sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından uygulanamayacağının gözetilmemesi,
c- Sanığa yüklenen suçun niteliği itibariyle maddi bir zarar bulunmadığı gözetilmeden, maddeye yanlış anlam verilerek zararın karşılanmadığından bahisle, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK’nın 231. maddesindeki “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na ilişkin hükümlerin sanık hakkında uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi
3-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
a- Sanık … adına tapuya kayıtlı olan taşınmazın, bu sanığın verdiği vekaletname çerçevesinde mağdurlar … ve … adına tapuya kaydedildiği, fiilen taşınmazda ürünü eken kişinin sanık … olduğu halde, sanık …’un, … ve … isimli kişilerin, sanki kendi annesi … taşınmazı kiraya vermiş gibi sahte kira sözleşmesi düzenleyerek, doğrudan gelir desteği ödemesi aldığı olayda, fiilen taşınmazda bir ekim yapıldığı, her ne kadar ekim yapmayan sanık … doğrudan gelir desteği ödemesi almış ise de, zaten mevcut bir ekimin bulunması nedeniyle, ilgili kurumun sonuç olarak bir zararının doğmayacağı, kurumun, gerçekte eken kişinin müracaatı halinde de aynı ödemeyi yapması gerekeceği dikkate alınarak nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
b- Kabule göre de; sanığın, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında haksız yere DGD ödemesi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında, dolandırıcılık suçunun, yenilenen suç işleme kararı altında işlenmesi nedeniyle her yıl için ayrı ayrı suç oluştuğu dikkate alınarak ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.1994 gün ve 199-215 E.K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere sahte biçimde düzenlenip kullanılan özel belgelerin dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturması halinde, 765 sayılı TCK’nın 345. ve 503. maddelerinin ihlal edilmesine karşılık eylem tek olduğundan her bir suçtan değil, aynı Kanun’un 79. maddesi gereğince cezası ağır olan suçtan cezalandırılması gerektiği de gözetilerek, zamanaşımı süresi dolan ve 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlar için, sanığın lehine olan ve eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 504/7 maddesi ile aynı Kanun’un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi, 01/06/2005 tarihinden sonra işlenen suçlar açısından ise, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e maddesi kapsamında suçun işlendiği ve kastın yenilendiği her yıl için kurum zararının ayrı ayrı tespit edilerek, her yıl için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurmak suretiyle ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.01.2014 gününde oy birliği ile karar verildi.