YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7991
KARAR NO : 2013/16001
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanıklar … ve …’in, TRT Genel Müdürlüğü Spor Haberleri Müdürlüğü’nde sözleşmeli işçi statüsünde yapım ve yayın elemanı olarak çalıştıkları, diğer sanık …’in ise, … …’da … Taksi Durağı isimli işyerinde mülkiyeti kendisine ait olan ticari taksinin sahibi olduğu, sanıklar … ve …’ın sürekli olarak şehir dışı görevleri oldukları, bu görevlerine gitmek için güvendikleri taksicileri çağırarak terminalden evlerine ya da evlerinden terminale gidip geldikleri, taksicilerden aldıkları fişleri de kuruma fatura ettikleri, sanıkların, gerçekte taksiyi kullanmamalarına rağmen taksiyle gidip gelmiş gibi taksi fişi kestirip kuruma fatura ettirip kurumu zarara uğratmak suretiyle özel belgede sahtecilik ve kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda, kurumun, taksi kullanılmaması yönünde bir talimatının bulunmadığı, sanıkların belirtilen dönemlerde şehir dışı göreve gittiklerinin sabit olması nedeniyle kurum zararının bulunmadığı, bu göreve gidip gelmelerin taksi ile yapıldığının tanık beyanlarıyla doğrulandığı, yine taksicilerin ellerindeki fişlerin bitmesi halinde birbirlerinin fişlerini kullanabildiklerinin de belirlendiği dikkate alınarak gerçeğe aykırı belge düzenlendiği veya hiç taksiye binilmediği halde, binilmiş gibi sahte belge düzenlenerek kuruma fatura edildiğine dair sanıkların mahkumiyetlerine yeter kesin ve inandırıcı deliller bulunmaması karşısında, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
1- Sanıklar … ve … hakkında verilen beraat kararlarına yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında verilen beraat kararına yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün ilgili kısmına “sanık …’in kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 2.000 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28/10/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.