Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/8031 E. 2014/1594 K. 30.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8031
KARAR NO : 2014/1594
KARAR TARİHİ : 30.01.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-g maddesinde suçun; “basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle” işlenmesi nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli halin uygulanması için, basın ve yayın araçlarının dolandırıcılık suçunun işlenmesinde özel bir kolaylık sağlamış olması gerekir. Failin, yarar sağlamak için gerçek olmayan bir durumu basın organında haber ya da reklam olarak yayınlatması ve bunu mağduru aldatmada kullanması halinde basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçu işlenmiş olacaktır. Bu manada gazeteler ve televizyonlar gibi görsel ve yazılı basın ve yayın araçlarının sağladığı ilân, program, haber içerikleri vb. suça konu edilebilmekte, kişiler kolaylıkla aldatabilmektedirler.
Gazeteye verilen ilanın sadece sanığa ulaşılmasına yardımcı olduğu, şikâyetçinin aldanmasında ve hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde kolaylık sağlamadığı takdirde TCK’nın 158/1–g maddesinin varlığından söz edilemez. Yine şikâyetçinin basit bir araştırmayla gerçeği öğrenebileceği durumda, dolandırıcılığın nitelikli halinden bahsedilemez. Gazetede münhasıran ilan verilmesi yeterli olmayıp, ilanında hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde tarafların aldatılmasında etkisinin bulunması gerekir. Gazetede sahibinden satılık eşya ilanında, eşya tanıtılmadan soyut bir bilgilendirme üzerine verilen telefondan yapılan arama ile gelişen aldatmada, gazeteye verilen ilanın failin sadece şikayetçiye ulaşmasına yardımcı olduğu, hileli hareketlerin gerçekleştirilmesi ve şikayetçinin aldatılmasında bir kolaylık sağlamadığı hallerde, “basit dolandırıcılık”, ilanda eşya gerçeğine aykırı olarak tanımlanıp, orjinalinden daha ucuza gösteriliyorsa, teşhir ve gösterim üzerine mağdur yanıltılmışsa nitelikli dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Fikir ve eylem birliği içinde hareket eden karı-koca olan sanıkların, içinde bulundukları maddi sıkıntıdan kurtulabilmek saikiyle, şahsi bilgisayarını internette verdiği ilanla satmak isteyen katılanı önce telefonla arayıp alıcı olmaları, sonrasında onu ikamet adreslerine davet etmeleri, verilen adreste buluştuklarında söylemlerine güvenen şikayetçinin dizüstü bilgisayarı ve eklerini sanıklara teslim etmesini müteakip peşin alacağını düşündüğü parayı onlardan istemesine rağmen çeşitli yalanlarla oyalanıp sattığı malın parasını alamaması şeklinde gerçekleşen eylemin “nitelikli dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu iddia edilen somut olayda;
I) Yüzüne karşı tefhim olunan hükümde C. savcısının 07.12.2009 havale tarihli süre tutum dilekçesiyle “sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararını” mahsusan temyiz ettiğini beyan etmesine rağmen, sonradan verilen 18.01.2010 havale tarihli ayrıntılı temyiz dilekçesinde sanık … hakkında verilen “beraat” hükmünü de (kabule göre) temyiz ettiği anlaşılmakla;
C. savcısının 04.12.2009 tarihinde yüzüne karşı tefhim olunan sanık … hakkında “dolandırıcılık” suçundan verilen “beraat” hükmüne yönelik, yasal süresi geçtikten sonra 18.01.2010 havale tarihli dilekçesiyle vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II) Sanık … hakkında “nitelikli dolandırıcılık” suçundan açılan kamu davasında verilen “beraat” kararına yönelen katılanın temyiz itirazının incelenmesinde;
Sanığın yüklenen suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter derecede delil bulunmadığını, bu nedenle beraatına hükmolunması gerektiğini takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
III) “Dolandırıcılık” suçundan sanık … hakkında verilen “mahkumiyet” kararına yönelen sanık müdafii ve C. savcısının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Polis memuru katılanın, şahsi bilgisayarı ve eklerini aralarındaki anlaşmaya göre teslim etmesini müteakip, sanığın paranın ödenme şekli ve tarihi hususlarındaki yeni tekliflerini kabul etmesi ve fakat parasını alamaması eyleminde yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı dosya kapsamından anlaşılmakla “beraat” kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesisi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.