YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8378
KARAR NO : 2013/18105
KARAR TARİHİ : 21.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmıyan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Posta İşleme Merkezi Müdürlüğü’nde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın, gerçekte annesi Kezban Kaya Bağ-Kur sigortalı olan eşi üzerinden , kızı da sigortalı işe başlaması nedeniyle kendisine ait sosyal güvencesi üzerinden sağlık yardımı alması gerekirken, tedavi yardım beyannamelerinde annesi ve kızını tedavi yardımından yaralanacak olan aile fertleri arasında göstererek, kendi sosyal güvencesi üzerinden sağlık yardımı almasını sağlamak suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’nu zarara uğrattığı dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği somut olayda; sanığın tek başına tedavi yardım beyannamesi vermesinin annesinin ve kızının kendi üzerinden sağlık güvencesine alması ve sağlık karnesi çıkarması için yeterli olmadığı, kurum yetkililerinin sigortalı kişilerin başka sosyal güvencelerinin bulunup bulunmadığını denetleme ve kontrol yükümlülüklerinin bulunduğu, her hangi bir hile kullanmaksızın diğer sosyal güvenlik kurumlarından annesinin ve kızının sosyal güvencesi olmadığına ilişkin yazı talep eden sanığa, ilgili kurumlarca gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan sosyal güvencesi olmadığına dair belge verildiği, kaldı ki sanığın annesi ve kızının, sanığın sosyal güvencesinden yararlanmasa bile sosyal güvence kapsamında söz konusu tedavi giderlerinin yine Devlet tarafından karşılanacağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca 01.10.2008 tarihinden itibaren sosyal güvenlik hizmetlerinin birleştirilerek Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde toplanması ve yapılan harcamaların ortak bir kaynaktan yapılması nedeniyle kurumun herhangi bir zararının oluşmayacağı anlaşılmakla, sanığın beraatine dair kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 21.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.