YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/870
KARAR NO : 2013/14798
KARAR TARİHİ : 03.10.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, suç uydurma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sigorta edenin dolandırılması, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Suçun oluşması için, sigorta bedelini almak üzere,zararın gerçekleştiğini ileri sürerek bu bedeli sahte işlem ve belgelerle almaları yada almaya kalkışmaları gerekir. Olayla ilgili belgeler sigorta kurumuna sunulmadıkça suçun icra hareketleri başlamaz. Failin sigortalı malını, sigorta bedelini almak için tahrip etmesi, yakması, bozması, yok etmesi kandırmaya yönelik ağır yalandır ve hiledir. Bu şekilde sigorta bedelinin alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması gerekmez. Sigortanın türü de önemli değildir. Mal veya yaşam sigortası mali sorumluluk sigortası vb. Olabilir. Yanıltıcı uygulamaların sadece araç sigortalarında değil, bedeni hasarlar da dâhil olmak üzere her tür sigorta alanında yapıldığı, sigorta şirketinin sözleşme şartları çerçevesinde ödememesi gereken bir hasarı ödetmek amacıyla sigorta şirketine bilerek yanlış bilgi verilmesi veya önemli bir hususun gizlenmesi ya da sigorta süresi içerisinde kasıtlı olarak bir hasara sebep olunması veya hasarın miktarının olduğundan fazla gösterilmesi suretiyle yarar sağlanması şeklinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.
Sanık … ile kardeşi olan diğer sanık …’ın temyiz dışı sanık … ile birlikte amaç ve fikir birliği içerisinde sanık …’ın olay tarihinden kısa bir süre önce sigortalattığı işyerini soyulmuş gibi gösterip sigorta bedelini almaya karar verdikleri, bu kapsamda sanık …’ın gece vakti işyerini içerisinde sanık … ve temyiz dışı sanık … bulunduğu halde kilitleyerek gittiği, sanık … ve …’in raflardaki malzemeleri iki çuvala doldurarak yedek anahtarı kullanıp dışarı çıktıkları, alüminyum kapının zorlanarak açıldığı izlenimi verecek emareleri oluşturup, çuvalları …’in evine götürdükleri, ertesi gün çuvalların içerisindeki kolileri … Köyü ile … Köyleri arasında kalan ıssız bir yerde yaktıkları, sanığın sigorta bedelini almak için başvuru yaptığı, ancak yapılan inceleme neticesinde herhangi bir ödeme yapılmadığı somut olayda; tanık … ve temyiz dışı sanık …’un beyanları ile bu beyanları doğrulayan 19.02.2010 tarihli kolluk olay yeri inceleme tutanağı içeriğine göre sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,ancak;
Sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçlarına ilişkin olarak; … Sulh Ceza Mahkemesinin 14/06/2007 tarih ve 2007/41 Esas, 2007/133 Karar sayılı ilamı ile “Kasten Yaralama” suçu yönünden verilen 2000-TL. adli para cezası ilamının, doğrudan verilen adi para cezasına ilişkin olup, miktar itibariyle de kesin olması nedeniyle tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi ve sanıklar hakkında suç uydurma suçundan kurulan hükme ilişkin olarak; tayin olunan sonuç cezanın adli para cezası olması nedeniyle TCK’nın 58 ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ve 108.maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; tekerrüre ilişkin kısmın hükümlerden çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.