Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/1120 E. 2014/15653 K. 29.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1120
KARAR NO : 2014/15653
KARAR TARİHİ : 29.09.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması,malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi,failin kendisine verilen malı,veriliş gayesinin dışında,zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Müşteki …’un, … … bloklarında faaliyet gösteren … … … … İştetmeciliği ve Pazarlama Anonim Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, müştekinin oğlu katılan … … … da, aynı şirkette Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi olduğu, sanığın ise, bu şirkette yirmi yıldır organizatörlük yaptığı, şirkete bağlı sanatçıların hakla ilişkiler ve basınla olan ilişkilerini düzenlediği, konser bağlantıları kurduğu ve konser nedeniyle alınan paraları şirket hesabına yatırdığı, 2004 yılı aralık ayında …’un sanat çalışmaları sürerken şirket muhasebecisinin işten ayrıldığı, katılan … … … da tedavi için hastaneye yattığı bu dönemde, …’un şirket çalışanı sanığa herhangi bir yazılı vekaletname vermeden, şirket işlerini yürütmesi için sözlü talimat verdiği, sanığın da, bu şekilde bir süre …’un kontrolünde işleri yürüttüğü, 31/07/2005 tarihinde Kütahya ilinde verdiği konser bedeli 10.000 TL ile 07/08/2005 tarihinde Ordu ilinde verdiği konser bedeli olan 27.500 TL’nin şirket hesabına geçirilmemesi üzerine, müştekinin sanıktan şüphelendiği ve sanığın şirket adına yaptığı işlemleri incelemeye aldığı, yapılan incelemede; ödemelerin konseri düzenleyenler tarafından sanığa verildiği ancak bu ödemelerin sanık tarafından nereye harcandığının tespit edilemediği, şirket hesabına gelen ve… tarafından telif hakları karşılığı müştekinin şirketine gönderilen 28.896 TL paranın, sanığın talimatıyla ve şirket yöneticilerinin bilgisi dışında muhasebe servisinde çalışan … … çektirildiği, ayrıca şirket çeklerini sahte olarak ciro etmek suretiyle bedelini uhdesinde tuttuğu, böylece sanığın kullanılan çek ve senetlerden 94.680 TL, telif haklarından gelen ve kullanılan 28.896 TL ve konser gelirlerinden 37.500 TL olmak üzere toplam 161.076 TL parayı şirkete iade etmeyerek nitelikli dolandırıcılık ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanları, bilirkişi raporu, şirketin defter ve muhasebe kayıtları ile tüm dosya kapsamına göre hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanun’un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal ederek haksız menfaat temin etmiş olması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesi ile sanık hakkında; 5237 sayılı TCK ‘nın 155/2 maddesi gereğince hüküm kurulurken, hapis cezası ile birlikte adli para cezasına da karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sadece hapis cezasına hükmedilmesindeki isabetsizlikler, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 29/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.