YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1301
KARAR NO : 2014/16610
KARAR TARİHİ : 16.10.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Bankanın araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Sanıklar …, …, … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12.maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 sayılı CMUK’nın 264.maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuran katılanın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
2- Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet ve nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararı, sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından verilen beraat kararları ile sanıklar …, …, … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararlarına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’ın, mağdur … ‘a borcunun bulunduğu, ancak borcunu ödeyememesi nedeniyle alacaklısının kendisini sıkıştırdığı, bunun üzerine sanık …’in oğlu olan sanık …’a borcuna karşılık kendisine hatır çeki bulmasını söylediği, sanık …’in de çek alıp sattığını bildiği sanık …’ı arayarak kendilerine çek lazım olduğunu belirtip bulup bulamayacağını sorduğu, sanık …’in çek bulabileceğini söylemesi üzerine … Mahallesindeki bir kahvehanede buluştukları, burada sanık …’in telefonla sanık …’ı aradığı, bir süre sonra sanık …’in de kahvehaneye gelerek sanık …’dan aldığı ve daha önceden katılan … ‘ten çalınan … seri numaralı boş çek yaprağını sanık …’e 250 TL karşılığında sattığı, akabinde sanık …’in kahvehaneden ayrılarak suça konu çeki boş olarak babasına teslim ettiği, sanık …’ın da gözlerinin iyi görmemesi nedeniyle çalıntı olan çeki tanımadığı bir şahsa 1.3.2009 keşide tarihli, 5000 TL meblağlı olarak tanzim ettirdiği, bilahare kendisinin de çekin arkasını ciro ederek borçlu olduğu … ‘ın oğlu olan …’a verdiği, Sedat’ın sözkonusu çeki tahsil etmek amacıyla muhatap bankaya ibraz ettiğinde çalıntı olduğunun anlaşılması üzerine bedelinin ödenmediği, daha sonra banka görevlilerinin durumu polise bildirmeleri üzerine yapılan operasyon sonucunda tüm sanıkların yakalandıkları, sanık …’in yapılan üst aramasında katılandan çalınan çeklerden … seri numaralı çekin 20.4.2009 keşide tarihli, 15000 TL meblağlı ve hamiline olarak sahte bir şekilde doldurulmuş, … seri numaralı çekin ise boş olarak ele geçirildiği, bu şekilde sanıkların birlikte hareket ederek üzerlerine atılı nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda, mahkemenin sanık …’in atılı suçları işlediğinin sabit olmaması ve sanıklar …, …, …, … ve … üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçelerine dayanan beraat kararları ile sanık savunması, katılan ile tanık ifadesi, çek fotokopileri ve tüm dosya kapsamına göre resmi belgede sahtecilik suçunun sanık … tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkumiyet kararında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve sanık …’ın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “katılanın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 2.000 TL vekalet ücretinin sanık …’dan alınarak katılana verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.