YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/13735
KARAR NO : 2014/2541
KARAR TARİHİ : 12.02.2014
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Suça sürüklenen çocuk … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hüküm bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Suça sürüklenen çocuk müdafii mahkemece ceza verildiğini belirterek hükmü temyiz etmiş ise de, atılı suçtan suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı verildiğinin anlaşılması karşısında,
Suça sürüklenen çocuk müdafinin, hükmün gerekçesine yönelik bir temyiz itirazı olmadığından ve suça sürüklenen çocuk hakkındaki beraat hükmünü temyiz etme konusunda da hukuki yararı bulunmadığından,temyiz isteğinin 1412 sayılı CMUK’nın 317. Maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,
2-Suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Suç tarihi itibariyle 12 yaşını doldurmuş olup 15 yaşını doldurmamış olan suça sürüklenen çocuklara yüklenen görevi yaptırmamak için direnme suçunun gerektirdiği cezasının miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu 5237 sayılı TCK’nın 66/1.e, 66/2 ve 67/4.maddelerine göre hesaplanan altı yıllık dava zamanaşımının ;suç tarihi olan 27.04.2007 tarihinden, temyiz inceleme gününe kadar gerçekleştiği anlaşılmakla; 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. Maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak suça sürüklenen çocuklar hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE,
2-Suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve mala zarar verme, suça sürüklenen çocuk … hakkında mala zarar verme suçlarından kurulan hükümler bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Mala zarar Verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır.Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır.Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır.Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Anadolu Ticaret Lisesi’nin önündeki öğrencilerden okul çıkışında zorla para alındığı iddiaları üzerine müşteki polis memurlarının adı geçen okulun önüne gittikleri ve suça sürüklenen çocuk …’yı olayla ilgili olarak yakalamak istediklerinde, suça sürüklenen çocukların müşteki polis memurlarına ellerinde bulunan bıçaklar ve tekme atmak sureti ile saldırdıkları ve “sizin gücünüz yetmez buradan adan almaya, herkesi toplayın çabuk buraya gelsinler” şeklinde tehditte bulundukları ayrıca polis ekip arabasına zarar verdiklerinin iddia edildiği somut olayda;
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir,şiddet ve tehdit göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, ve Suça sürüklenen çocukların TCK’nın 6. maddesi kapsamında saldırıda kullanılmaya elverişli bıçakları polislere savurarak direnmeleri ve söz konusu bıçakların da silahtan sayılması karşısında, cezalarının TCK’nın 265/4 ve 43/2. maddeleri gereğince arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-5237 sayılı Kanunun 61. maddesi uyarınca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden tayin olunan temel cezaların alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi,
2-Suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 265/1. maddesi uyarınca tayin edilen cezalarından anılan kanunun 265/3. maddesi gereğince 1/3 oranında arttırım yapılması gerekirken 1/2 oranında arttırım yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
3-Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34/1, 230 maddeleri ile 1412 sayılı CMUK’nın 308/7. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat ve delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden gerekçesiz hüküm kurulması ve suça sürülenen çocukların eylemleri ile suç işleme iradeleri ve kişilikleri ayrı ayrı değerlendirilerek verilecek cezanın kişiselleştirilmesinde yeterli özen gösterilmeden tüm suça sürüklenen çocuklar hakkında yetersiz gerekçeyle aynı oranlarda ceza tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.