Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/13889 E. 2013/13249 K. 16.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/13889
KARAR NO : 2013/13249
KARAR TARİHİ : 16.09.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında, resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları nedeniyle kamu davasının açıldığı, 15/01/2009 tarihinde sanığın yokluğunda verilen ilk kararla, sanığın özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın hüküm tarihinde ve sonrasında başka suçtan hükümlü olmasına rağmen ve sorguda da bu durumun belirtilmesine rağmen, başka bir adrese bila tebligat yapıldıktan sonra Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasından sonra kararın süresi içinde temyiz edilmediği gerekçesiyle hükmün kesinleştirildiği, sanık 03/08/2009 tarihinde ve sonrasında, cezaevinde başka suçtan hükümlü olduğunu, yeniden kendisine tebligat yapılmasını ve temyize hakkı bulunduğunu belirterek eski hale getirme ve temyiz talebinde bulunduğu, … Asliye Ceza Mahkemesi tarafından en son verilen 11/02/2013 tarihli ek kararla tebligatın usulüne uygun yapıldığı, bu nedenle kararın kesinleştiği gerekçesiyle eski hale getirme ve temyiz talebin reddine karar verildiği, bu kararın sanığa tebliğ edildiği, sanığın bu karara karşı süresinde temyiz isteminde bulunduğu
Sanığın, 15/01/2009 tarihli asıl karara karşı 03/08/2009 havale tarihli dilekçeyle eski hale getirme ve temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla, 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olması karşısında, … 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin talebin reddine ilişkin verdiği 11/02/2013 günlü ve 2008/391 esas sayılı ek kararın hukuki değerden yoksun bulunduğu kabul edilip bu karar kaldırılmak suretiyle yapılan incelemede, sanığın sorguda, hüküm tarihinde ve tebligat yapıldığı tarihte cezaevinde bulunduğu, tebligatın cezaevi aracılığıyla yapılması gerektiği gözetilmeden doğrudan başka bir adrese tebligat yapılmış olması nedeniyle sanığın 03/08/2009 tarihinde yaptığı temyizinin öğrenme üzerine ve süresinde yapıldığı belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması
gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, bir şekilde ele geçirdiği …’a ait nüfus cüzdanının üzerine kendi fotoğrafını yapıştırarak ve kendisini … olarak tanıtıp, müştekinin bakkal dükkanını 10.000 TL karşılığında devraldığı ve borcuna karşılık olarak, müştekiye, … adına yazıp imzalayıp düzenlediği 10.000 TL bedelli bonoyu sahte olarak düzenleyerek verdiği, bir süre sonrada dükkandaki eşyaları toplayarak kaçtığı, bu şekilde sahte nüfus cüzdanını kullanarak tanzim ettiği sahte bonoyu müştekiye vererek resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun, nüfus idaresinin maddi varlığı olan nüfus cüzdanının kullanılması suretiyle işlendiği dikkate alınarak, eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesi kapsamında kamu kurumunun aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 16/09/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.