YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14287
KARAR NO : 2015/28831
KARAR TARİHİ : 17.09.2015
MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık (değişen suç vasfına göre hırsızlık)
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanığın, kimliği tespit edilemeyen başka bir kadın ile birlikte katılanın evinin kapısını çalarak, adaklık çocuğu olduğunu, 7 yıl dışarıdan yedirip içireceğini söyleyerek yardım istediği, katılan ile kayınvalidesi tanık …..’nin bir miktar para yardımında bulunduğu bu sırada sanığın, katılanın evinde nazar olduğunu, okuması halinde nazarın kalkacağını söyleyerek katılandan yumurta istediği, yumurtayı okuduktan sonra içerisinden dua veya böcek çıkabileceğini, duanın çıkması halinde iyi, böcek çıkar ise kötü olacağını söyleyerek yumurtayı Arapça birşeyler mırıldanıp okuduktan sonra kırdığı, eli ile karıştırarak içerisinden ayet yazılı kağıt çıktığını söyleyerek bu kağıdı gösterdiği sonrasında katılandan evde bulunan altınları okuyacağından dolayı getirmesini istediği, katılanın evde bulunan 22 ayar bir adet kolye, bir adet zincir, çocuğuna ait isimliği getirdiği, söz konusu bu altınları mendilin içerisine koyan sanığın, katılana eşi ve kendisine ait çamaşır getirmesini de istediği, getirilen bu çamaşırları da okuduktan sonra para mendili ile birlikte tüm eşyaları birlikte kayınvalidesinin evine kilitledikleri, anahtarı da katılanın aldığı sonrasında katılana 40 tane taş toplaması gerektiğini nazar ve büyünün topladığı bu taşlarla banyo yaptığında bozulacağını söyleyerek katılan ile birlikte taş toplamak için aşağıya inen sanığın ortadan kaybolduğu akabinde altınların mendilin içerisinde olmadığının fark edildiği, bu şekilde sanığın başlangıçtan beri dolandırıcılık kastıyla hareket edip, hileli söz ve davranışlarla dini duygularını istismar ettikleri katılandan haksız menfaat sağladığı anlaşılmakla, eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hırsızlık suçundan hüküm kurulması;
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın gözetilmesine, 17.09.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.