Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/15037 E. 2015/29494 K. 06.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/15037
KARAR NO : 2015/29494
KARAR TARİHİ : 06.10.2015

MAHKEMESİ : Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, tefecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından verilen mahkumiyet kararlarına yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının niteliği itibarıyla atılı suçtan doğrudan zarar görmeyen M.. H..nin davaya katılamayacağı gözetilmeden verilen katılma kararı hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup temyiz hakkı vermeyeceğinden katılan vekilinin anılan suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının,kamu meslek kuruluşlarının,siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi,bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması

gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
2- Sanık hakkında tefecilik suçundan kurulan beraat ile resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Katılanın, tanık Yusuf Ziya Aslan ile birlikte sanığın iş yeri olan Mavi Köşk isimli lokantaya gittiklerini, tanık ile sanığın ortak olduğunu, katılanın sanıktan 6000 TL para istediğini, aylık faizin %10’u geçmeyecek şekilde anlaştıklarını, sanığın vereceği 6000 TL’ye karşılık 12000 TL’lik senet istediğini, bunun üzerine vade kısmını boş bırakarak 12000 TL’lik bir senet tanzim edip sanığa verdiğini, sanığında 6000 TL verdiğini, katılanın 2007 yılının son ayına kadar kısım kısım ödeme yaptığını, toplam 12000 TL’yi elden sanığa ödediğini, ödemeler karşılığında herhangi bir belge almadığını, sanığın daha sonra kendisinden 4000 TL daha istediğini, yapmış olduğu ödemelerin senedin arkasına yazılmaması nedeniyle tekrar senedi ödemek zorunda kalabileceğini yaptığı araştırmadan öğrendiğini, bu sebeple tanığın yanına gittiğini, tanık 2008 yılı içerisinde kendisine “Sen bana parayı ver, ben senedini alırım” dediğini, bunun üzerine 3500 TL bedelli çek ile nakit 500 TL’yi tanığa verdiğini, bunun üzerine tanığın senedi geri getirdiğini, almış olduğu 6000 TL’ye karşılık 16000 TL ödeme yaptığı, ayrıca sanığın 15/09/2007 tanzim, 15/12/2007 tediye tarihli, 4000 YTL bedelli, üzerinde müştekinin ismi ve imzası yer alan emre muharrer senede dayalı olarak Ödemiş 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 16/05/2008 tarihli, 2008/53 değişik iş sayılı ihtiyati haciz kararının alındığını, bu ihtiyati haciz kararının Ödemiş 2. İcra Müdürlüğünün 2008/2011 esas sayılı dosyası üzerinden işleme konulduğunu, verilen ihtiyati haciz kararı üzerine müştekinin evinde ihtiyati haciz işlemi yapıldığını, katılanın itiraz etmesi üzerine senet üzerinde imza ve yazı incelemesi yapıldığı söz konusu imza ve yazıların katılanın eli ürünü olmadığı, böylece sanığın nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve tefecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanığın tefecilik suçunun işlediğine dair katılanın beyanlarından başka herhangi bir delil bulunmaması karşısında sanık savunması, katılan beyanı, tanık savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre atılı tefecilik suçunun sanık tarafından işlendiğine dair her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği gerekçesine dayanan mahkemenin beraat yönünde kabulü ile sanığın 15/09/2007 tanzim, 15/12/2007 tediye tarihli, 4000 YTL bedelli, üzerinde müştekinin ismi ve imzası yer alan emre muharrer senedi kullandığı, senet üzerinde bilirkişi kurulunca yapılan incelemede söz konusu senet üzerindeki “dört bin”, İ.. Ş.., 15 Aralık 2007 ve 15.09.2007 yazılarının İ.. Ş.. eli ürünü olduğunun anlaşılması karşısında, sanık beyanı, katılan beyanı, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi ve tüm dosya kapsamına göre sanığın resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
3- Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın 15/09/2007 tanzim, 15/12/2007 tediye tarihli, 4000 YTL bedelli, üzerinde müştekinin ismi ve imzası yer alan emre muharrer senedi icraya vererek kullandığı anlaşılması karşısında sanık beyanı, katılan beyanı, tanık beyanı, bilirkişi incelemesi ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılığa teşebbüş suçunu işlediğine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “240 gün”, “180 gün”, “150 gün” ve “3.000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” , “3 gün”, “2 gün” ve “40 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.