Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/16400 E. 2014/5955 K. 31.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/16400
KARAR NO : 2014/5955
KARAR TARİHİ : 31.03.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret, Görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1- Sanıklar …, …, … ve … hakkında hakaret suçundan verilen beraat hükmüne yönelik katılan kurum vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Görevli polis memurlara yönelik hakaret suçunu işlediği iddia olunan sanığa yüklenen suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi kurumun kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceğinden mevcut temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Sanık … hakkında hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından verilen hükümlere yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin
Güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’ nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve Olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dahil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Sanıkların olay tarihinde kavga etmeleri sonucu ihbar üzerine şikayetçi polis memurlarının olay yerine intikal ettiği,…’ın dışarı çıkarken işyerine ait satırı eline aldığı,…’ın elinde de bıçak bulunduğu, birlikte pide salonunun bahçe kısmına geçtikleri, sivil ekiple gelen polislerin polis olduklarını söyleyip telsizlerini göstermeleri üzerine elinde satır bulunan …’ın gelen polis memurlarına doğru satırı sallayarak “sizleri keserim, öldürürüm, gidin lan sizi kim çağırdı” diye bağırdığı, polis otosuna doğru hızla koşmaya başladığı, satırla polis memuru …’a doğru saldıracağı sırada …’un ekip otosunun kapısını kapatarak kendisini içeri attığı, …’ın salladığı satırın ekip otosunun kapı koluna geldiği, kapı kolunun zedelendiği, kapıda derin çizikler meydana geldiği, sanık …’ın elinde bıçakla … ile birlikte polislere saldırdığı, sanık …’ın ekip otosuna tekme attığı, polislerin takviye kuvvet istedikleri ve olay yerinden ayrılmak zorunda kaldıkları, sanıkların hep birlikte olay yerinden kaçmaya başladıkları, ekip otosunun uzaktan şahısları takip ettiği, … sokağa gelindiğinde diğer yardımcı ekiplerin de gelmeye başladığı, sanıkların aynı sokakta bulunan … nolu eve geldikleri …’ın ise dışarıda beklediği, gelen polis ekiplerinin …’ı karakola davet ettikleri,…’ın elinde satırla görevlilere “ne var lan evimizde de mi rahat yok siktirin gidin” diye bağırdığı, ikna edilmeye çalışıldığı ancak ikna edilemediği, bu sırada …, …, … ve …’in de evin önüne çıktıkları, kendilerinin karakola davet edildikleri halde gelmek istemedikleri, …’in bahçede zincirle bağlı olan köpeğin zincirini çıkarmakla ve saldırtmakla tehdit ettiği, görevli polislerin köpeğin bırakılacağı düşüncesi ile tabancalarını çıkardıkları, olay yerinde bulunan …’in kollarından tutularak ekip otosuna bindirilmek istendiği, … ile başka bir bayanın polis memurlarına engel olmaya çalıştıkları, bunlara 1 metre uzaklıktan biber gazı sıkıldığı, …’ın arabaya bindirildiği, ekip otosu uzaklaşmakta iken …’ın elindeki satırı ekip otosuna doğru fırlattığı, ekip otosunun tekerleğine değdiği ve yere düştüğü, …’in “Oğlumu götüremezsiniz.” diyerek aracın arkasından koştuğu ve yere düştüğü, bu sırada …’in annesinin rahatsızlanması üzerine polis memuru … tarafından ambulans çağrılacağı sırada farkında olmadan köpeğin …’i bacağından ısırdığı, olay yerine ambulans çağrıldığı, bundan sonra olayın sakinleştiği, sanıkların daha sonra ikna edilerek karakola götürüldüğü, olayda, sanık …’ın olaya müdahale etmek için gelen görevli memurlara hakaret ve tehdit ettiği, polis aracına zarar verdiğinden bahisle mahkumiyetine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 31/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.