Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/19851 E. 2014/9609 K. 14.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/19851
KARAR NO : 2014/9609
KARAR TARİHİ : 14.05.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, hakaret, tehdit, yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanılış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye …, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun … şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, … ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Diyaliz hastası olan ve sürekli hastaneye giderek tedavi gören sanığın, 25.11.2008 tarihinde Mut Devlet Hastanesi’nde tedavisi yapılırken kolundaki kanamanın kontrol edilip kapatıldıktan sonra bandajı çıkartarak kolunu kanatıp hastane duvarına, koridora yerlere bulaştırdığı, 18.12.2008 tarihinde ise hastanede görevli hemşire olan katılanlar … doktor olan katılan … ve teknisyen olan katılan …’ya “ben giderim, yanımda birkaç kişiyi de götürürüm, tayininizi yaptırın, hepiniz gidin” diyerek tehdit ettiği, 01.01.2009 tarihinde yine aynı hastanede tedavi olurken katılan …’ya sinkaflı sözlerle küfrettiği, yine tedavi görmekte olduğu 10.02.2009 tarihinde katılan …’ye “hepiniz yalancısınız, seninle dışarıda görüşürüz” dediği, katılan …’nin polis çağırması üzerine sanığın çıkmak istediği, katılan …’nın kapı girişinde beklemesi nedeniyle sanığın katılan …’ya tekme atarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaraladığı, 12.02.2009 tarihinde ise sanığın yaşanan bu olaylar nedeniyle yine katılan …’yla tartıştığı ve öldüreceğini söyleyerek tehdit ettiği, sanığın katılan …’yı yaralamak amacıyla tekme attığı ancak vuramadığı ve bu şekilde sanığın kamu malına zarar verme, tehdit, hakaret ve yaralama suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;
1-Sanığın katılan …’a yönelik yaralama, yaralamaya teşebbüs ve hakaret; katılan …’ye yönelik hakaret; tüm katılanlara karşı zincirleme tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın katılanların hepsine yönelik 18.12.2008 tarihinde işlediği tehdit suçu nedeniyle hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemiş ise de, sanığın 10.02.2009 tarihinde doktor Fikriye’ye “seninle dışarıda görüşürüz” diyerek ayrı bir tehdit suçunu işlediği gözetilmeden tehdit suçunun bir bütün halinde zincirleme olarak işlediğinin kabulü ve hakaret suçlarının aleni yerlerden sayılan hasta tedavi odası ve hastane koridorlarında işlenmesi nedeniyle sanık hakkındaki cezada TCK’nın 125/4. maddesi uyarınca artırım yapılmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, hükmolunan cezalarda alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi alt soyu yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün A,B,C,D,E fıkralarından TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısım çıkartılarak, yerine “Sanığın, TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Kamu malına zarar verme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a)Sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında poliklinik odasından dışarı çıktığında kolunun kanadığını fark ettiğini, bu sırada yere birkaç damla kan döküldüğünü beyan etmesi, sanığın kolunu kasıtlı olarak kanatıp etrafa kan sıçrattığını gören kimsenin olmaması ve mala zarar verme suçunun sadece kasıtlı olarak işlenebilen suçlardan olması karşısında, sanığın eylemini kasıtlı olarak işlediğine dair her türlü şüpheden uzak,

kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre de;
b)TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi alt soyu yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.