YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/19913
KARAR NO : 2013/14856
KARAR TARİHİ : 03.10.2013
Dolandırıcılık suçundan sanık …’nın mahkumiyetine dair … 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 08/04/2009 tarihli ve 2009/57 esas, 2009/101 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine düzeltilerek onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08/12/2011 gün ve 2009/221926 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 20/06/2013 gün ve 2011/67995 Esas 2013/11528 sayılı kararıyla hükmün Onamasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK.nın 308.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine Dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 20/06/2013 gün ve 2011/67995 esas 2013/11528 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, katılanın ikamet ettiği eve gelerek zile bastığı, kapıyı açan katılana ismi ile hitap edip “ … teyze beni … teyze gönderdi “diyerek katılanın evine girip
oturduğu, akabinde annesinin öldüğünü, bu nedenle hayır yapacağını söyleyip katılana 8000 TL yaptığını söylediği, kullanıldığı ülkede tedavülden kaldırılması nedeniyle ekonomik değeri olmayan iki adet 500’lük Brezilya parasını vererek katılandan 2000 TL para aldığı,daha sonra annesine ait altınları da hayır yapmak için getireceğini söyleyip evden ayrıldığı, sanığın gitmesinden sonra durumdan şüphelenen katılanın yaptığı araştırma sonucunda, tanıdığı olan … teyze isimli şahsın böyle bir kişiyi göndermediğini ve sanık tarafından kendisine verilen paranın değersiz olduğunu öğrendiği olayda, mahkemenin dolandırıcılık suçunun oluştuğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olduğu ve takdire bağlı bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde TCK’nın 53/ 1-c maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. Maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından “Sanık koşullu salıverilmeden faydalanamayacağından TCK’nın 53/1-c maddesinin uygulanmasına yer olmadığına” ibaresinin çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.