Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/21515 E. 2013/16004 K. 28.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/21515
KARAR NO : 2013/16004
KARAR TARİHİ : 28.10.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurumu zararına dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Katılanlar …, … ve …’in tapuda adlarına kayıtlı bulunan arazilerinin bulunduğu, bu kişiler, doğrudan gelir desteği priminden yararlanmak üzere ilçe tarım müdürlüğüne başvurduklarında, kendilerine ait araziler için daha önce doğrudan gelir desteği priminin ödendiğini öğrenerek şikayetçi
oldukları, sanığın, tapu kaydı katılanlara ait olan arazileri kendi ekip kullanıyormuş gibi beyanda bulunarak 2003-2007 yılları arasında DGD pirimini aldığının tespit edildiği, katılanlar … ve … taşınmazlarını fiilen kendileri tarafından kullanıldığını belirttikleri, bütün katılanların, taşınmazların kullanılması için sanıkla herhangi bir kira sözleşmesi yapmadıkları ve taşınmazların sanık tarafından kullanmasına muvafakatlarının bulunmadığı, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre, sanığın DGD primi aldığı arazilerin tapu kaydı itibariyle katılanlar adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, böylece sanığın gerçekte kendisine ait olmayan taşınmazlar için DGD primi almak suretiyle kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
Sanığın, başkası adına tapuya kayıtlı olan taşınmazlar için ilgili kuruma başvurarak 2003, 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında DGD ödemesi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında, dolandırıcılık suçlarının yenilenen suç işleme kararı altında işlenmesi nedeniyle her yıl için ayrı ayrı suç oluştuğu dikkate alınarak, zamanaşımı süresi dolan ve 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlar için, sanığın lehine olan ve eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 504/7 maddesi ile aynı Kanun’un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK’ un 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi, 01/06/2005 tarihinden sonra işlenen suçlar açısından ise, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e maddesi kapsamında suçun işlendiği her yıl için ayrı ayrı hüküm kurularak sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurmak suretiyle eksik ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 28/10/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.